Amsterdam Üniversitesi İşgali Üzerine: “İşgal Et, Engelle! Bu Politikalar Sökmez Bize!”

FacebookTwitterGoogle+

Aylin Kuryel

bianet sitesinde yayınlanmıştır.

Amsterdam Üniversitesi’nde (UvA), şubat ortasından beri oldukça görünür hale gelmiş, içine farklı grupları alarak büyüyen ve başka şehirlere sıçrayarak yeni bir momentum yaratan bir mücadele sürmekte. Özgür eğitim için verilen bu mücadeleyi üniversite genelinde gerçekleşen, fakat şaşırtıcı olmayan bir şekilde en çok Beşeri Bilimler Fakültesi’ni etkileyen bütçe kısıntılarının ve üniversite yönetim kurulu (CvB) tarafından birkaç ay önce açıklanmış “Profiel 2016” planının tetiklediği söylenebilir. Üniversitenin öğrenci ve çalışan gibi asli unsurlarına danışılmadan kurgulanan bu tepeden inme plan, üniversite içinde merkezileşen güç ilişkileri ve üniversitenin piyasaya bağımlı olması gibi problemleri derinleştiriyor.

Birçok başka sonucun yanısıra, yeterince öğrencisi olmayan veya “küçük diller” gibi “verimliliğini” kanıtlayamayan bölümlerin varlığını ve programların görece bağımsızlığını tehdit ediyor; kadrolu pozisyonları ve bursları azaltarak okuma ve çalışma şartlarını daha da güvencesiz hale getiriyor.

Tüm bunlardan kaynaklanan memnuniyetsizlik ve üniversite yönetim kurulu ile bir süredir devam eden ve tatmin edici hiçbir yere varmayan müzakereler, Amsterdam Üniversitesi’nin ana binalarından bir tanesi olan ve yakın zamanda Soho House adındaki elit club zincirine satılan Bungehuis binasının işgali ile sonuçlandı.

1960’lardan beri özgür ve isyankar ortamı ile bilinen Amsterdam Üniversitesi, 1990’lardan itibaren kapitalizm ve neoliberalizmin küresel olarak aldığı ivmeye yaslanarak, pazar ile birlikte hareket eden ve gittikçe “finansallaşan” bir kuruma dönüştü. Daha önceden büyük ölçüde öğrenci, öğretmen ve çalışanların inisiyatifinde olan karar mekanizmalarının yönetici bir elitin eline geçmesi, şeffaf olmayan mali yönetim ve yukarıdan dayatılan kemer sıkma politikaları, üniversite ile emlak sektörü arasındaki ilişki ve okul içi özelleştirmeler bu sürecin doğrudan sonuçları arasında sayılabilir.

Bu gelişmeleri, kişisel performansları şirket yönetim teknikleri ile ölçülür hale gelmiş öğrenci ve üniversite çalışanları gündelik hayatlarında net bir şekilde hissediyor.

Uzun süredir var olan bu sebeplere karşı isyanın neden tam şu anda başladığını söylemek güç. Fakat tüm bu krizi derinleştiren yeniden yapılandırma planlarının ve belki de yakın tarihteki doğrudan demokrasi, işgal ve isyan deneyimlerinin Hollanda’yı da etkileyecek kadar yakınlaşmış olmasının etkisinden söz edilebilir.

Aslında geçen eylül ayında okula ait olan ve boş duran Spinhuis binasında kantinin işgal edilmesi ve aylarca öğrenciler tarafından özyönetim temelli kültürel merkez olarak değerlendirilmesi, Bungehuis işgalinin arkasında yatan güçlü bir deneyim.

13 Şubat sabahı Bungehuis’ı işgal edenler, üniversite tarafından mahkemeye verilerek Spinhuis’tan çıkarılan işgalciler ve müzakereden doğrudan eyleme geçmeye karar vermiş bir grup sosyal bilimler öğrencisiydi. Bungehuis, 12 gün boyunca, içeriden barikatlı kapısının önündeki kitaplar, cephelerinden sarkan, özgür bir toplumda özgür eğitim talep eden (“çünkü kapitalist bir toplumda üniversite, hapiste bir derslik gibidir”) afişler, arka penceresine dayanmış, insanların içeri daha rahat girmesini sağlayan bir merdiven ve içeride özgür üniversitenin olanaklarını tartışan ve sınayan öğrenciler ile şehrin göbeğinde yükseldi.

Bungehuis’ın hemen karşısında yer alan ve kendileri de yıllardır boşaltılma tehlikesi altında olan işgal evlerine geçici bir işgal mekanı olarak eklenerek, birkaç adım ötedeki Dam Meydanı’ndaki turist kafilelerine de üniversitelerdeki huzursuzluğun sesini duyurdu.

İçerisi ise geceleri orada düzenli olarak kalan bir grubun haricinde gündüz gelenler, program düzenleyenler ve binayı sıklıkla ziyaret eden medya mensupları ile doluydu. Kantin, özel Eurest şirketinin malzemeleri kullanılmadan gönüllü yemek yapılan bir yere, dersliklerden bir tanesi Genel Meclislerin (general assembly) yapıldığı mekana, “yönetim odası” ise “müşterek oda”ya dönüştürüldü.

Üniversite ilk günlerden itibaren interneti kestiği için çok kısıtlı bir internet köşesi, ısıtmayı kestiği için de kütüphanede, kitapların arasında uyku tulumu ile uyurken ısınmaya çalışan insanlar vardı.

İşgalin birinci gününden itibaren tüm gün süren çeşitli program ve aktiviteler gerçekleşti. Üniversite içinden ve dışından gelenlerin verdiği dersler, kurtarılmaya çalışılan beşeri bilimlerin aslında ne olduğu gibi teorik tartışmalardan işgalin nasıl muhafaza edileceği veya gözaltına alınma halinde ne yapılacağı gibi pratik konulara uzanan tartışmalar, film gösterimleri, atölyeler, bir basın toplantısı ve düzenli olarak gerçekleşen genel meclisler hareketin ismi olan Yeni Üniversite’yi (New University) doğrulayan bir ortam yaratıyordu.

Forumlarda tartışılan ve binanın pencerelerine de asılan talepler şu doğrultudaydı: üniversite yönetiminin demokratikleşmesi; üniversitenin finansal bölüşüm modelinin değişerek çıktı değil girdi üzerinden yapılandırılması; Profiel 2016 planının devre dışı bırakılması; üniversiteler arasında yapılacak ortaklık ve birleşmelerin referandum ile belirlenmesi; esnek olmayan güvenceli kontratlar, eğitim ve araştırma sahalarındaki bütçe kısıntıları ve okulun emlak giderleri hakkında açık bir tartışma ve buna bağlı olarak Bungehuis binasının üniversite binası olarak kalması.

Üniversite yönetim kurulu, öğrencilerin talep ve diyalog çağrılarına cevap vermediği gibi, okul binasını işgal edenleri ve binaya girip çıkanları kriminalize etti ve dava açarak içeride bulunulan her gün için 100 bin euro ceza talep etti. Öğrencilerin binadan çıkartılması kararı alan mahkeme tarafından gün başına 1000 euro’ya düşürülen bu ceza, binadan çıkmayı reddeden öğrenciler ve dışarıdaki destekçileri tarafından yaratıcı bir şekilde bertaraf edildi.

İlk gün, içeri girmek için kullanılan merdiven bir grup öğretmen tarafından, ikinci gün eylemcilerden bir tanesinin taktığı neşeli şapka işgalin başından beri içeride olan ve hareketin önemli bir parçasına dönüşmüş olan bir hoca tarafından, daha sonra da taleplerin yazılı olduğu bir kağıt mecliste sunmak üzere Sosyalist Parti tarafından biner euro’ya alındı. Bu “antikapitalist açık arttırma”, internette başlatılan destek kampanyası ve benzeri bağışlar, üniversitenin kendi öğrencilerini ve hatta personeli suçlu konuma sokmaya çalıştığı gerçeğini daha da aleni hale getirdi.

Bu esnada, imzalayanların içinde Noam Chomsky, David Harvey, Judith Butler, Etienne Balibar gibi isimlerin de olduğu bir imza kampanyası, Türkiye’de grevde olan Birleşik Metal işçilerinin de dahil olduğu uluslararası destek mesajları artmaya devam ediyordu. İşgale ve söze dökülen taleplere olan medya ilgisi ve üniversite personeli desteğinin beklenilenin üzerinde olması (üniversite çalışanları, Bungehuis’ta bulunmuş olduklarını ve bulunacaklarını, gerekirse onlara da ceza kesilmesi gerektiğini deklare eden bir mektup da yazdılar), yönetim kurulunun içeriye bir öneri göndermesine sebep oldu.

Öneri, binanın terk edilmesi ve problemlerin (1000 euro’luk ceza paralarıyla) düzenlenecek olan bir “Bilim Maratonu” kapsamında tartışılmasını öngörüyordu. Taleplerden hiçbirine değinmeyen bu öneriye, “bilim maratonunun” zaten günlerdir işgal edilmiş Bungehuis’ta sürdüğü, talepler karşılanmadıkça binadan çıkılmayacağı cevabı verildi.

Bunun üzerine, Hollanda okul işgalleri tarihinde en uzunlarından biri haline gelmiş olan 12 günlük işgal, binanın polis tarafından boşaltılmasıyla sona erdi. CvB ve valinin kararı doğrultusunda hareket eden polis içeride kalanları gözaltına aldı ve kapının önünde protesto edenlere polis atlarıyla müdahale etti.

İçeriden ve dışarıdan toplam 46 kişinin gözaltına alındığı ve bir kişinin polis atının darbesi yüzünden hafif yaralandığı boşaltma işleminin ardından öğrenciler yönetim binasının önüne yürüyerek yönetim kurulunu dışarıya çağırdı. Öğrenciler ile görüşmek yerine, öğrencilerin içeriye alınmadığı bir basın toplantısı düzenleyen yönetim kurulu, dışarıdan gelen istifa çağrıları ve samba sesleri arasında gerçekleştirdi toplantısını.

Hemen bir gün sonra, polis şiddeti ve üniversite yönetim kurulunun ayyuka çıkan kibirli tavrı ile artan öfke kendisini, Hollanda yakın tarihinin en kalabalık eylemlerinden birinde gösterdi, ki bu eylem okulun yönetim binası olan Maagdenhuis’un spontane bir şekilde işgal edilmesiyle sonuçlandı.

Yine şehir merkezinde yer alan, 1969 yılında eğitim ve yönetimde daha fazla hak talep eden öğrenciler tarafından beş günlüğüne işgal edilmiş olması yüzünden tarihsel ve sembolik öneme de sahip olan UvA yönetim merkezi Maagdenhuis, bu yazı yazılırken altı gündür öğrencilerin elinde.

Bungehuis’tan Maagdenhuis’a geçiş aşamasında eylem biçimi ile ilgili kavramsal bir sıçrama da yaşandı. Bungehuis eylemi “işgal” (occupation) olarak adlandırılırken Maagdenhuis eylemi “uyarlama”, “sahiplenme”, “kendine mal etme” (appropriation) olarak tanımlanmaya başlandı.

Her ne kadar Bungehuis’ın penceresi herkese açık olsa da, Maagdenhuis alışıldık bir işgalden açık kapıları ve içeride hâlâ güvenlik çalışanlarının olması ile ayrılıyor. İşgalin ilk gecesinde üniversite yönetim kadrosu ve valinin düzenlenen genel meclise katılmak için gelmesi sadece binanın “açık” karakterini değil, muktedirlerin öğrencileri ve taleplerini muhatap almaya zorunlu hale gelmiş olmasını da gösteriyordu.

Şu anda, Bungehuis’ta başlayan Yeni Üniversite deneyimi daha geniş katılımlı bir şekilde Maagdenhuis’ta sürmekte. Amsterdam şehrinin sembolü olan üç çarpı ve “university”nin baş harfi olan u’dan oluşan Amsterdam Üniversitesi logosundaki u harfi ters çevrildi “new university”nin n’sini simgeler hale geldi. İşin güzel tarafı, var olan üniversite posterlerinin başaşağı asılmasıyla yeni logonun kolayca ortaya çıkarılabilmesi. İşgal başlamadan kısa bir süre önce üniversitenin şehrin reklam panolarına astığı yeni reklamlar da altüst edilmek için verimli bir malzeme sundu.

Şu sıralar Maagdenhuis’un duvarları “slogan önerileri”, “çürük domates ödülleri” gibi gelen geçenlerin doldurduğu posterler, taleplerin ve sloganların yazılı olduğu bez afişler ile dolu; masalarda getirilen yemekler ve okuma materyalleri var ve mekanın ortasında forumlar, dersler, atölyeler ve konserlerden oluşan bir dizi program aralıksız akıyor. We Are Here göçmen grubu, temizlik isçileri veya sanatçıların katıldığı ve farklı gruplar arasında işbirliği taktiklerinin konuşulduğu toplantılar düzenleniyor.

Öğrencilerin bilgi üretimi ve politik tartışma yapılan bir mekanı, var olan yönetici yapılardan bağımsız olarak sürdürebildiği daha açık görüldüğünden beri, üniversite personeli desteğinin de arttığı gözlemleniyor. Birkaç gün önce Maagdenhuis’ta toplanan geniş bir doktora öğrencisi, doçent ve profesör grubu harekete dahil olduklarını açıkça gösterip çeşitli çalışma grupları oluşturdular. Ardından Beşeri Bilimler Fakültesi’nin yönetim kuruluna elden açık bir mektup teslim ettiler. Bob Dylan’ın “Zaman Değişiyor” (The Times They Are A Changin’) şarkı sözleri ile başlayan mektupta, geçici ve kalıcı üniversite personelinin, kar ve mülkü öğretim ve araştırmanın önüne koyan anlayışa direnen öğrencilere tam destek verdiği söyleniyor. Profiel 2016 planının toptan iptali, dışlayıcı yönetim yapısının değişmesi, fakülteler arasındaki bütçe dağılımını da içeren şeffaf bir finansal durum değerlendirmesi ve ders verme ile araştırma yapma arasındaki uçurumun tartışmaya açılması gibi dört talep sıralanıyor.

Günlerdir gelen farklı şehirlerde Yeni Üniversite hareketlerinin başladığı haberlerinin de gösterdiği gibi Hollanda’daki yüksek öğrenimi hedef alan ve gittikçe genişleyen bir hareket bu.

Süregiden genel meclislerde yüksek öğrenime özgü taleplerin yanısıra hem Hollanda’da neoliberal politikalardan etkilenen diğer gruplar ile iletişim kurma çabası hem de kapitalizmin küresel çaptaki etkileri dillendiriliyor. Hareketin bu haliyle sönümlenmesi risk dahilinde olsa da, bu doğrudan demokrasi ve öz örgütlenme denemesinin üniversitede yeni bir yapılanma yaratma potansiyeli, örgütlenme ağlarını kuvvetlendirmesi, benzer deneyimlerin yolunu açarak daha büyük bir hareketlenmenin parçası haline gelmesi mümkün.

Nihayetinde, bu durum sadece UvA’yı ve Hollanda’daki diğer üniversiteleri değil, küresel olarak şirketleşen tüm üniversiteleri kapsıyor, ki bu da neoliberal politikaların genel karakterini yansılayan bir semptom.

Hollanda kralının taç giyme töreninde belirttiği üzere, sosyal refah devletinin yerine “katılım toplumunun” geçtiği bir zamanda, toplumdan beklenen, bütçe kısıntılarının ve “verim” kriterine dayalı bakış açısının daralttığı alanlarda var olan sessizliğe “katılmak”. Fakat “İşgal et, engelle! Bu politikalar sökmez bize!” diye bağıran öğrenciler ve onlara katılan üniversite çalışanları bu sessizliği yırtıp geçiyor bugünlerde.