Emeğin Müştereklerini Kurmak

FacebookTwitterGoogle+

11 Ocak’ta gerçekleşen “Beyaz Yakalılar DÜNYADA MEKAN Arıyor” başlıklı buluşmamızın ardından, forumda açılan tartışmaları not etmek, sürdürmek ve derinleştirmek üzere ilk olarak, Barış Yıldırım’ın  çerçeve sunuşunun kaleme alınmış halini yayınlıyoruz.

Barış Yıldırım

Müştereklerimiz’in çağrısıyla gerçekleşen “Beraber Kuruyoruz” forumlarının ilkinde (Küresel İsyan Zamanında Müşterekler Siyaseti, 20 Aralık) iki tartışma ekseninin öne çıktığını söyleyebiliriz. Bunların birincisi farklı toplumsal hareketleri -kır, üniversite, kent, emek- ortaklaştırmanın önemi ve bunun olası zeminlerinin ne olduğuydu. İkincisi ise söz konusu farklı hareketlerde kurucu bir siyaseti nasıl üretebileceğimiz, müşterek alanlarımızı nasıl inşa edebileceğimizdi. Bu iki soruyu tartışmamıza neden olan somut gerçek ise neoliberal, otoriter kapitalizmin bizleri gün be gün atomize etmesi ve müşterek alanlarımızı çitlemesiydi.[1]

Untitled1

İkinci forumdaysa (Beyaz Yakalılar Dünyada ‘Mekan’ Arıyor, 11 Ocak) bu iki ekseni emek mücadelesi, özellikle de güvencesiz beyaz yakalılar ya da ofis işçileri bağlamında konuştuk. Afişte ‘beyaz yakalı’ ifadesini öne çıkardıysak da, bu asla sınıfın diğer kesimlerini dışlama anlamına gelmiyordu. Aksine, neoliberalizmin yükselişine paralel hızla proleterleşen meslek gruplarından insanlar olarak sınıfın bir parçası olduğumuz için biraraya gelme ihtiyacı hissettik şüphesiz. Forumdaki tartışmalarda, emekçilerin ortak mekanını kurma fikrinin pek çoğumuzda heyecan yarattığını apaçık gördük. Bu mekanı, yani emeğin bir müşterek alanını inşa etme sürecinde bir dizi forum daha organize edilecek: Çok sayıda bağımsız emekçi ve Plaza Eylem Platformu, Yayınevi Emekçileri Kolektifi, Kaç Bize Gel, Toplumsal Dayanışma için Psikologlar, Çevirmenler Birliği gibi oluşumlardan gelen bireylerle birlikte yeni bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gezi ve sonrası

Bildiğimiz gibi, bu kesimlerdeki örgütlenme kıpırtıları aslen 2008 krizi sonrasındaki işten çıkarmalar ile ücret ve hak kayıplarına karşı spontane plaza eylemleri biçiminde doğdu – IBM, Akbank, Casper, ATV-Sabah mücadeleleri gibi. Bir yandan mevcut sendikaların kimileri – Tez-Koop-İş, Bank-Sen, Sosyal-İş, Basın-İş vb. – bu kesimleri örgütlemeye soyunurken, öte yandan Dev-İletişim-İş, Umut-Sen/Güvenlik-Sen, Dev-Turizm İş, Evid-Sen gibi yeni sendikalar da doğdu bu süreçte. Bir o kadar önemlisi, söz konusu banka, bilişim, çağrı merkezi, STK, medya vs. çalışanları kendi aralarında -forumu beraber organize ettiğimiz- ağ veya inisiyatifleri kurmaya başladı. Bu yeni ve esnek örgütlenme modelleri sendikaların girmekte zorlandığı alanlara nüfuz edebiliyor, emekçileri cezbeden söz ve eylem formları üretiyordu. Böylelikle bu yeni emek örgütlenmeleri yasaldan ziyade, fiili ve meşru bir mücadele çizgisini yükseltmeye soyundu.

Daha genel bir perspektiften bakarsak, aynı yıllarda genel işçi sınıfı hareketinin de benzer bir yönelim içinde olduğunu söyleyebiliriz. Şüphesiz hareket yükseliş döneminde değildi, bilakis art arda darbeler alınıyordu. Ancak mücadele repertuvarına mevcut formları zorlayan yeni araçlar ekleniyor, mücadele deneyimleri biriktiriliyordu: Sağlık, enerji, üniversite gibi görece yeni örgütlenme alanlarında emekçiler güvencesizleşmeye karşı mücadeleyi yükseltiyordu – Koç Üniversitesi işçileri, İTÜ’lü asistanlar ya da Çapa’daki Taşeron İşçileri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği örneklerini hatırlayalım. Kot taşlama işçileri dernekleşerek, yitip giden ömürlerinin hesabını soruyordu. THY işçileri grev yasağını tanımayarak fiilen iş bırakıyordu. Aynı şekilde Tekel işçilerinin 78 gün boyunca Kızılay’ı işgali ve Topkapı Şişecam işçilerinin 13 günlük fabrika işgali de benzer bir yöne işaret ediyordu: Sendikal örgütlenmeyi ve yasal formları sahiplenen ama giderek de aşan bir fiili, meşru eylem çizgisi.

İşte hepimizi hazırlıksız yakalayan Gezi Direnişinde, aynı deltada kavuşan onca toplumsal hareketten biri oldu emek hareketi de. Başta bahsettiğimiz iki eksen açısından bakarsak, emek alanında önemli gelişmeler yaşandı Gezi’de ve sonrasında: Birincisi, emek hareketi özellikle kent ve üniversite hareketi gibi farklı mücadelelerle ortaklaşma imkanları yakaladı. İkincisi, mahalle ve üniversitelerde kurulan forumlar ve müşterek alanların nüveleri, emek alanında da oluştu.

İlk boyutu ele alırsak, Gezi Direnişi -Park’ta aktif biçimde yer alan THY grevcilerinden başlayarak- emek mücadelesiyle yoğun bağlar kurmaya çabaladı. Park’ın dağıtılmasının ardından kurulan Abbasağa, Bakırköy Çamlık gibi çeşitli mahalle dayanışmaları da THY grevcileriyle dayanışmayı sürdürdü ve THY Greviyle Dayanışma Komitesi’nin aktif bileşenleri oldu. Şubat 2013’te başlayan Kazova direnişi aslen Gezi’nin etkisiyle Haziran ayında fabrika işgaline dönüştü. Kazova işçileri Şişli mahalle forumlarının yoğun desteğini gördü. Aynı şekilde, Kadıköy’de kurulan çiçeği burnunda işgalevleri de Şubat 2014’te patlayan Greif işgaliyle yoğun bir dayanışma ve gönüldaşlık içindeydi. Gezi’nin etkisi İstanbul’daki Beltaş, Bedaş, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi gibi direnişlerde de yoğun biçimlerde hissediliyor, direniş çadırları sık sık mahalle forumlarınca ziyaret ediliyordu. Ayrıca bütün bu süreç boyunca güvencesiz ofis işçileri veya beyaz yakalılar da Garanti Bankası, NTV, Kanyon AVM gibi kapitalizm mabetlerinin önünde eylemler gerçekleştirdi.

İkinci boyuta gelirsek. Daha az hatırlansa da, Gezi Direnişi sonrasında forumlaşmanın bir diğer kanalı da emek alanındaydı. (Forum ifadesiyle burada, çeşitli sol gruplar arası yerel koalisyonları değil, herkese açık, doğrudan demokrasi esaslı, mutabakatla karar alan meclis tipi özörgütlenmeleri kast ediyoruz.) Beyaz yakalılar sadece Maslak-Levent ekseninde yukarıda saydığımız eylemleri düzenlemekle kalmadı, çeşitli işyerlerinde forum örgütleme girişimleri de oldu. Örneğin Yapı Kredi Gebze’de bir süre görece istikrarlı bir biçimde bu tür forumlar örgütlendi, film ve tiyatro gösterimleri gerçekleştirildi.

Bunun paralelinde haftada bir gün Abbasağa Parkı, bir gün Yoğurtçu Parkı’nda beyaz yakalı forumları düzenlenmeye başladı; bu toplaşmalar Beyaz Yakalı Dayanışması adı altında bir yıla yakın devam etti.[2] Forumları işyerlerine doğru yaymak, özellikle Maslak, Levent, İçerenköy, Ümraniye gibi havzalarda yerel forumlar kurmak fikri hararetle tartışıldıysa da, hayata geçirilemedi. Yine de beyaz yakalı forumları hem iş cinayetlerine karşı ve işçi direnişlerine yönelik çok sayıda dayanışma etkinliği örgütledi, hem de blog, bülten, çıkartma gibi malzemelerden bolca üretti.

Bu süreçteki önemli bir moment, 13 Mayıs 2014’te yaşanan Soma katliamıydı şüphesiz. Yüzlerce işçinin ölümünden sonra neoliberal sömürü koşullarına karşı oluşan şiddetli tepki, önemli bir atılımın önünü açabilirdi. Bu dönemde beyaz yakalı örgütlerinin çağrısıyla Soma Holding’in Levent’teki binası önünde Levent Soma Nöbeti başladı. Burada çok farklı inisiyatifler yine forum biçimi etrafında biraraya geldi; geçici de olsa bir müşterek alan kurdu. Bunu izleyen iş cinayetleriyle ilgili de benzer forumlar gerçekleştirildi. Aynı süreçte pek çok mahalle örgütlenmesi de, örneğin Kadıköy dayanışmaları, Soma’ya dair bir dizi yürüyüş ve forum organize etti.

Gelgelelim bu hamlenin devamı gelmedi; örneğin mahalle ve işyeri forumları bunu kendi alanlarındaki taşeron, güvencesiz çalışmaya karşı bir kampanyaya tercüme edemedi. Yine de bu süreçte önemli bir mücadele deneyimi yaşandı.

Bugünkü olanaklarımız

Son yılların bütün bu mücadele ve özörgütlenme deneyimleri, emek hareketi, özelde de beyaz yakalı hareketi açısından ufuk açıcı bir değere sahip. Forumlarda biraraya gelmek ve müşterek alanlar kurmak, ofis emekçileri için gerçek bir ihtiyaç olmaya devam ediyor. Plaza Eylem Platformu’ndan arkadaşlar bu gereksinimi şöyle ifade ediyor örneğin: “Maslak’ta yeşil alan yok. Biz Maslak’ta öğle paydosunda kötü kafelerde veya şirketin rahatsız yerlerinde oturmak zorundayız. Ama kendi kendimize oturup çay içebileceğimiz ufak da olsa bir alanımız yok.”[3] Aynı şekilde freelance çalışanlar da sık sık “cehennem” olarak tanımladıkları evlerinde çalışırken yaşadıkları atomizasyonu kırmak için ortak mekanlara gereksinim duyuyor.

11 Ocak’taki forumda, bu tür bir sosyal merkezi, müşterek alanı, emekçilerin yaşadığı veya çalıştığı semtlerden birinde kursak ciddi biçimde sahiplenileceği hissini edindik. Bu tür bir alanda, mahalle forumları, işgalevleri veya üniversite forumlarında öğrendiğimiz doğrudan demokrasi esaslı özörgütlenme modelini işletebileceğimizi öngörebiliriz. Yani çeşitli sol grupların pazarlık ve koalisyonuyla değil bütün katılımcıların eşit sözü üzerinden, mutabakat temelinde kararlar alabiliriz bu tür bir alanda.

Bu tür bir müşterek alanda bir yandan – bilhassa tam zamanlı emekçiler için – sendikal haklar ve işyeri örgütlenmesi üzerine atölyeler düzenlenebilir. İşyerlerinde birlikte çay içmenin bile gittikçe zorlaştığı düşünüldüğünde, bu tür bir dış zemin işyeri örgütlenmesine soluk aldırabilir. Emekçiler işten atılma, hak gaspı gibi konularda gönüllü avukatlardan hukuki destek alabilir, aynı şekilde depresyon, mobbing, performans baskısı gibi sorunlarda psikologlarla dayanışma içine girebilir. İşgalevlerindeki gibi kütüphaneler, kadın odaları, sanat atölyeleri ve ortak mutfaklar bireyler arasındaki dayanışmayı bir nebze daha yoğunlaştırabilir.

Öte yandan – özellikle freelance çalışanlar için – yazılım, çeviri, grafik gibi alanlardaki becerilerin ücretsiz paylaşıldığı atölyeler de düzenlenebilir bu tür bir ortak mekanda. Bu emekçiler arasındaki güven ilişkisi geliştikçe, burada kurulacak birliktelikler belki iletişim, yayıncılık gibi alanlarda mütevazı dayanışma ağlarına veya kooperatiflerine dahi zemin hazırlayabilir. Bu tür birlikler şüphesiz piyasanın kuşatmasını kıramayacak olsa da, insanlara farklı, adil çalışma biçimlerinin mümkün olduğunu gösteren birer odak olabilir. Bu çabalar, kapitalizmin dalgalanmaları yüzünden durmadan tam zamanlı çalışma – yarı zamanlı çalışma – freelance – işsizlik arasında savrulup duran emekçiler arasında yeni güvence ve dayanışma biçimlerinin de tohumunu atabilir.

Başta çizdiğimiz eksenlerin diğerine gelirsek, bu tür bir müşterek alan emek hareketini farklı toplumsal hareketlerle ortaklaştırma imkanı da yaratabilir. Geleceğin emekçileri olan üniversitelilerin forumları bu mekanı kullanamaz mı? Burada düzenlenecek alternatif kariyer günlerinde, farklı meslek alanlarındaki sömürü koşulları öğrencilerle paylaşılabilir pekala. Aynı şekilde bu tür bir mekan, alışveriş gruplarına ve tüketim kooperatiflerine evsahipliği edemez mi? Ortak mutfaklar bunun için mütevazı da olsa önemli bir zemin sağlayabilir. Veya Özgür Kazova işçilerinin kazak üretimine geçiş sürecinin, Caferağa Dayanışmasınca örülen dayanışma kampanyasıyla bir nebze kolaylaştığını hatırlayalım. Kent ve emek hareketleri arasında buna benzer pek çok birliktelik örülebilir.

 

Hepimize yeni ufuklar açacak bir deneyimin kıyısında durduğumuzu hissediyoruz.

 

[1] Ayrıntılar için: http://mustereklerimiz.org/kuresel-isyan-zamaninda-musterekler-siyaseti-forum-notlari/

[2]    Bkz. https://beyazyakalidayanismasi.wordpress.com/

[3] Bkz. http://plazaeylem.org/2014/04/16/plaza-calisanlari-turnikeler-ayirir-meydanlar-birlestirir-28-mart-2014-2/