Hiç güvenlik: Bize yeni bir hukuk lazım!

FacebookTwitterGoogle+

bombalara karşı sofralar iç güvenlikHalen tartışılmakta olan İç Güvenlik Yasa Tasarısı mecliste “bu daha başlangıç mücadeleye devam” sloganları attırdı, 237 kez kürsüde “kahrolsun faşizm” dedirttirdi. Politik, ideolojik ve tarihsel nedenlerle asla bir araya gelmeyen parti gruplarını karşıtlığında birleştirdi. Sırf bu göstergeler bile yaşamın nasıl bir tehlike altında olduğunu ispatlıyor.

Yasanın ne getirdiğini hepimiz bir hukukçu kadar bilir olduk. Yasa karşılaştırmaları, Anayasa’ya aykırılık, uluslararası insan hakları sözleşmeleri, AİHM kararları derken bir avukatlık stajımız eksikti artık. Yaşam hukuka öyle bir hapsedildi ki, hepimiz hukukçu olmayan hukukçularız.

Çünkü “İç Güvenlik” adı verilen, yaşamı egemenin tam kontrolüne hapseden yasa, yaşamı değil egemeni koruyan hukuk anlayışının geldiği son nokta. Egemen hukuku, devletlerin kuruluşundan, bireye vatandaş denmesinden itibaren her yeni gelişmeyi yaşamı kontrol etmek için kullandı. İnsan hakları bile ancak ve ancak hukuken çizilmiş muğlak sınırları ile var olabilirken, egemen hukukunun daha fazla genişleyecek alanı kalmadı, kendi paranoyasıyla çatırdıyor.

Nazi Almanyası’nın “Devlet ve Halkı Koruma Kararnamesi”nden, 90’ların Olağanüstü Hal’ine, 2000’lerin Terörle Mücadele’sine… İç Güvenlik dedikleri şeyin ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Devlet, yasalarla şiddeti tekeline alıyor ve meşrulaştırıyor. Devletin bekası, sağlığı ve devamı için tehdit olarak görüldüğünde alınan yaşamlarımız ne kutsal ne de cinayet. Şiddetine direnmek ise bir suç. Egemen hukukun gözünde hala nefes alan yaşamlarımız isimsiz yatan kemiklerle, Roboski’yle, Hrant Dink ile, Uğurlar, Ceylanlar, Berkinlerle bir. Oysa bizi birleştiren hayallerimiz.

Egemen hukuku yaşamlarımızı öldürülebilirliğe indirgeme derdiyle yeni yasalar yumurtlayadursun; Ferguson’dan Kobanê’ye hayallerimiz, yaşamlarımız, isyanımız yükseliyor. İç Güvenlik yasaları yaşamı ve direnişi hapsedemiyor. Çünkü hayaller ve yaşam yasa maddelerine sığmaz, taşar. Devletin güvenlik paranoyası kendi kendini yiyor. İç Güvenlik yasası daha mecliste iken meşruluğunu yitirdi. Kendini egemen ilan edenler şiddet tekelini mecliste de eline aldı. Egemen hukukunun esas amacını tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Hukukun adaletin teğetinden geçmediğini artık hepimiz çok iyi biliyoruz, adaleti saraylarda aramayı çoktan geçtik. Ve haykırıyoruz, “adalet yoksa barış da yok”.

Lakin, yangından mal kaçırırcasına tüm itirazlara rağmen üçer beşer geçirilen şiddet yasası ne bizi korkutuyor, ne de yasanın olduğu gibi geçmeyeceği telkinleri karnımızı doyuruyor. Çünkü biliyoruz ki, adaletin olmadığı, yaşama kast eden egemen hukukunun tam da çatırdadığı yerde yeni bir hukuk anlayışının potansiyelleri yatıyor. Hepimiz artık makul şüpheliyken neyin hukuka aykırı, neyin değil olduğu ayırt edilemez hale geliyor. Her nefes alışımız devlet nezdinde panik ve endişe uyandırırken, yaşamlarımızın ta kendisi suç haline gelmişken yasalar, cezalar, hükümler tüm anlamını yitiriyor. Adalet, barış ve yaşam kurmaktan uzak normlar yapısı çatırdarken biz hala meydanlarda olacağız. 8 Mart’larda, 1 Mayıs’larda, Newroz’larda, Haziran’larda başka bir yaşamı ve başka bir hukuku kuruyor olacağız. Çünkü yaşam İç Güvenlik Yasa’larına sığmaz. Hem zaten YASAK NE AYOL?!!