Kadın Katliamının Faili Malum! İnadına İsyan, İnadına Özgürlük!

FacebookTwitterGoogle+

Özgecan öfkemizin ve isyanımızın adı bugün. Bu öfke tekil bir olaya tepki duymanın çok ötesinde. Bağ kuruyoruz ve tanıyoruz. Sokakta kalabalıklar arasında vücudumuza değen elin tenhada bir yerde neye dönüşeceğini biliyoruz. Otobüste, dolmuşta her daim gardımızı alıyor, her an karşılaşacağımız durumları hesap edip sokağa öyle çıkıyoruz. Sokağa çıkmadan evvel evdeki savaş da cabası.

Biliyoruz. Bu topraklarda “kadın” olmanın anlamı, her an taciz ya da tecavüz edilme korkusuyla yaşamak, fiziksel ya da psikolojik şiddete maruz kalmak, gece tek başına dışarı çıkamamak, bindiğin minibüsten bir daha asla inememek, erkek egemen ve adil olmayan hukuk sisteminden medet umamamak ile eşdeğer.

Görüyoruz. Kadınlara yönelik her şiddet eyleminin, tecavüzün, tacizin meşrulaştırıldığı erkek dil her an ve her yerde karşımıza çıkıyor. Kadının “hak ettiği”, “kaşındığı”, “istediği”, “rıza gösterdiği”, “orospuluk ettiği” öne sürülürken, erkek “ihtiyaç duyduğu”, “hormonal, ruhsal, psikolojik rahatsızlık taşıdığı”, “namusunu koruduğu”, “erkek olduğu” için aklanıyor. Bir kadın öldürüldüğünde, tecavüze uğradığında, önce “masumiyeti” test ediliyor; erkeğin suçu ona göre belirleniyor.

Duyarlılık yarışının göbeğinde, öfkemizi katmerleyen bir dizi söylem saçıldı ortalığa. Bir kesim, Özgecan’ın “masumiyeti” üzerinden kurdu sözünü. Özgecan’ın melekliğine, gençliğine, temizliğine, güzelliğine vurgu yapma yarışına girenler, gündelik ve yasal süreçlerde sık sık karşımıza çıkan hafifletici sebepleri yeniden üretiyor. Özgecan o minibüse askılı bir elbiseyle, eğlenceden dönerken, alkollü binseydi, Özgecan seks işçisi olsaydı, Özgecan trans kadın olsaydı, bugün ortalığı kasıp kavuranların büyük bir kısmı sessizliğe bürüneceklerdi.

Öte yandan, “caniler” için linç çağrıları, idam cezasını geri isteme çığlıkları eşliğinde yükseliyor. Cezaların caydırıcı olmadığı, erkek devletin tacizciyi, tecavüzcüyü, katili koruduğu apaçık ortadayken, “meydanda sallandırmak”, “hadım etmek”, “idam etmek” tehditleri kadınların her gün maruz kaldığı erkek şiddetini yalnızca tekil olaylar olarak algılamaya, saldırganları insanlıktan çıkmış üç beş canavar olarak göstermeye yarıyor. Oysa biz biliyoruz ki erkek şiddeti, yalnızca haberlerde yer bulabilen vahşi hikayelerden ibaret değil. Erkek şiddeti her gün sokakta, evde, minibüste, iş yerinde yaşadığımız, çoğu zaman sözümüzün kesilmesi, kimi zaman alt tarafı ikamet belgesi alacağınız memurun “isminiz de kendiniz kadar güzelmiş” demesi.

Söylüyoruz. “Erkekler vuruyor, devlet koruyor.” Erkek gerici, cahil, yobaz, şerefsiz, ahlaksız, cani olduğu için değil, erkek olduğu için vuruyor. Devlet onu ideolojisinden, siyasetinden, haklılığından ötürü değil, erkek olduğu için koruyor.

Tam da bunların ortasında Özgecan’ın katillerini siyasi kimlikleri üzerinden lanetleyip kendi “duyarlılıklarını” sergileyen erkekler! Yahut kadınlara yönelen şiddeti, cinayetleri sadece siyasi iktidara bağlayarak ve kendi teorilerince açıklayarak kendilerini erkeklikten muaf tutan “aşırı duyarlı” erkekler! Bu kadarla kalmayıp öfkemizi ve isyanımızı kadınlarla haykıracağımız, yan yana geleceğimiz eylemlerimizi gasp eden erkekler!

Bizler “erkeklikle” sadece gecenin bir vakti bir kuytuda karşılaşmıyoruz; okulda, işyerinde, evde, siyasi örgütlerimizde ve elbette ki sokak ortasında her gün yüz yüzeyiz. Dolayısıyla mücadelemiz erkekliği üreten tüm kurumlarla: okulla, aileyle, işle, parçası olduğumuz kendi örgütlerimizle. Dahası, erkeklikten farklı düzeylerde nemalanan erkeklerle mücadelemiz. Dememiz o ki, mahkemelerde, emniyette, mecliste, devlet dairelerinde, siyasi erk kademelerinde dile ve bedene gelen örgütlü erkek egemenliğine karşı olduğu gibi, bizzat bizlerin ürettiği yapılar içerisinde de sürüyor, sürecek mücadelemiz.

Hepimiz biliyoruz, erkek egemen zihniyet toplumsal güç ilişkileri içerisinde üretiliyor, yeniden üretiliyor; sınıfları, ulusları, eğitim seviyelerini, meslekleri eşit kesiyor. Farklı tahakküm ve sömürü ilişkileri içerisinde katmerlenerek erkleniyor. Bu sebeple bir yandan devletin ve hükümetin katilleri, tecavüzcüleri korumasına vurgu yaparken, öldürenin, vuranın, tecavüz edenin erkekler olduğunu bağırmak zorundayız. Ve elbette sloganlarımızı, öfkemizi, isyanımızı erkeklerin ellerinden kurtarmalı ve haykırmalıyız: “Gelsin baba, gelsin koca, gelsin devlet, gelsin cop! İnadına isyan, inadına isyan, inadına özgürlük!”