Kooperatif Fikrini Strateji Bağlamında Düşünebilir Miyiz?

FacebookTwitterGoogle+

Umut Kocagöz

Image

Ücretli emeğin, güvencesizliğin, bireyselleşen iktidar teknolojisinin egemenlik koşullarında emeği kolektif bir etkinlik olarak örgütlemenin; üretim sürecini kapitalist tahakküm ve sömürü mekanizmalarının ötesinde özyönetimci müşterek bir faaliyet olarak kurmanın formları nasıl olabilir? Tam da bugüne müdahale edebilecek, bugünü bugün olarak örgütleyebilecek ve böylece de toplumu örgütleyebilecek kurucu pratikleri kooperatif fikri bağlamında düşünebilir miyiz? Bu formları mümkün kılacak tekil deneyimleri takip ederek ve bu deneyimlerin açtığı tahayyül alanında gezinerek yeni deneyimlerde üstlenebileceğimiz failliği tartışabiliriz.

Bir yandan Boğaziçi Mensupları Tüketim Kooperatifi (BUKOOP) ve Özgür Kazova Kooperatifi gibi canlı deneyimler farklı alanlarda çalışabilecek farklı tarzdaki koopertif girişimlerine ilham veriyor.[1] Bir yandan da “demokratik özerlik” bağlamında kooperatif deneyimleri müşterek toplumsal üretimin motor güçlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu açıdan üretim ve tüketim kooperatiflerinden dayanışma kooperatiflerine, kooperatif fikrinde ifade bulan örgütlenme perspektifi, mevcut koşullarda toplumun örgütlenmesinin bir aracı olarak strateji tartışmasının içinde düşünülebilir[2].

Kooperatif fikri

Kooperatif fikri bağlamında, örneğin üretim/üretici kooperatifleri için “patronsuz üretim” vurgusu ile sıkça karşılaşıyoruz. Bu vurgu emeği müşterek bir faaliyet olarak kuran, kolektif üretimin kolektif yönetimini vurgulayan bir hususa işaret ediyor. Patronsuz üretim, emeğin kendi kendisini örgütleme kapasitesini arttırma, özörgütlenme ve özgüçlenme pratiklerini pekiştirmesi açısından muazzam bir deneyim alanı sunuyor. Türkiye’de de halihazırda bu tarz çalışan çeşitli yayınevlerinin, kafelerin vb. girişimlerin olduğunu söyleyebilmekle birlikte, bu tekil deneyimlerin kendilerini ifade edişlerinin, genel bir kooperatif tartışmasının henüz kurucu bileşenleri olmadığını söyleyebiliriz.

Piyasanın baskısı ve basıncı koşullarında emeğin kendini örgütlemesi ve sermayenin emeğe el koyamayacağı “bağımsız” mekanizmalar ve değer ölçütleri geliştirilmesi bugünkü tahayyül sınırlarımız içerisinde çok da mümkün görünmüyor. Oysa farklı ülkelerde kooperatiflerin kendi aralarında paranın olmadığı başka değerlenme mekanizmalarını icat edebiliyor oluşu, burada ciddi bir potansiyelin olduğuna işaret ediyor. Bir yandan hegemonik pazar ile çeşitli ilişkiler devam ederken, bir yandan da bu pazardan kopuşu sağlayacak maddi olanakların ortaya çıkarılmasını mümkün kılacak bir örgütlenme ve yeni-değerlenme biçimlerinin geliştirildiği söylenebilir.[3]

Kooperatif fikrinin tarihinde ve fikrin imlediği örgütlenme biçiminde bu potansiyel mevcut. Ancak, kooperatiflerin emeğin örgütlenmesi formlarından sadece bir tanesi olduğunu ve bu formun tek geçerli yol olmadığını unutmamak önemli. Burada esas olan şeyin, kooperatif fikrinin imlediği imkana ve perspektife sahip çıkmak olduğunu düşünüyorum. Özellikle kooperatifçilik yasasının kooperatif kurmanın önünde barikat olduğu Türkiye gibi ülkelerde, meselenin yasal/bürokratik ayağını daha kolay aşacak, yani resmi mevzuatta kooperatif olmayan ama kooperatif ilkelerini ve perspektifini benimseyecek, başka bir ifadeyle kooperatif gibi çalışacak farklı yasal biçimleri de bu tartışma bağlamında değerlendirmek mümkün. Ancak elbette kooperatif yasasının değiştirilmesine yönelik bir basınç, bu tarz çalışmaların çoğalması ve bir toplumsal talep haline gelmesiyle mümkün. Mevcut yasanın değişmesi, yani kooperatif biçimini zorlamak da yeni deneyimlerin önünün açılması ve bu deneyimlerin kendi kurumsallaşmalarının yanında kooperatif fikrinin de yaygınlaşması açısından önemli.

Patronsuz örgütlenmenin emeğin müşterekleşmesinde yaratacağı etkinin yanında, bugün farklı tüketici/tüketim kooperatiflerinin açtığı başka bir değerlenme alanını da göz önüne alabiliriz. Tüketici/tüketim koperatifleri, (aslında hepsi bir çeşit üretim/yeniden üretim alanı olan) tüketim alanlarının örgütlenmesi ve tüketicilerin kendi tüketimleri üzerinde yönetim/denetim mekanizmaları geliştirmesi açısından önemli. Bu durum, alanda var olan mevcut toplumsal ilişkilere müdahale etme ve özgüçlenme kapasitesinin artmasına da katkıda bulunabilir. İkincisi, tüketimi mümkün kılan üreticilerle kurulacak ilişkide, üretim ilişkilerini dönüştürmeye yönelik bir perspektif geliştirilmesi ve üretimin örgütlenmesine katkıda bulunulması imkanı açığa çıkmaktadır. Örneğin, gıda gibi en temel üretim/tüketim alanında var olan kooperatif tarzı örgütlenmeler, bir yandan genel olarak gıda egemenliği mücadelesine katkı sunması açısından, yani gıdanın tekelleşmesi, niteliksizleşmesi, endüstriyelleşmesi ve küçük ve yerel üreticilerin yaşamlarını ortadan kaldırmasına karşı bir mücadele olması açısından önemli. Diğer yandan, küçük üreticinin örgütlenmesi, gıda tekelleri karşısında kendi yaşamlarını savunabilir hale gelmesi, üretici ve tüketiciler arasında karşılıklı denetim ilişkilerine bağlı olarak belirli bir üretim tarzı ve standardı geliştirilebilmesi açısından da önemli. Kentlerin büyük gıda tüketim ihtiyacının kolektif tarzda örgütlenme mekanizmalarının geliştirilmesi, bir yandan da kırdaki örgütsüz üreticinin örgütlenmesine ve karşılıklı bir gıda egemenliği tahayyülünün pekiştirilmesine ciddi bir katkı sunabilir.

Mevcut üretim-tüketim ilişkilerinin sürdürülmesini sağlayan en önemli meselelerden biri dağıtım kanalları ve dağıtımın tekelleşmesi meselesidir. Dağıtımın örgütlenmesinde hegemonya kurarak üretici ile tüketici arasındaki ilişkiyi bir hizmete dönüştüren tekeller, hem üretim ilişkilerini hem de tüketim davranışlarını ciddi oranda belirlemektedir. Bir yandan üreticilerin nasıl bir üretim yapacağı, hangi sosyal ilişkiler vasıtasıyla bu ürünlerini pazara sokacağı, pazarda nasıl davranacağı, hangi borçlanma mekanizmaları içine girecekleri; bir yandan da tüketicilerin bu ürünleri nasıl alacağı, hangi zincirlerde, mekanlarda, nasıl toplumsal ilişkiler kuracakları; yani üretim-dağıtım-tüketim ilişkilerinin bir bütün olarak nasıl gerçekleşeceği ve hangi mekanlarda icra edileceği, dağıtım tekelini elinde bulunduran şirketler ve bu sistemin devamlılığını sağlayan hegemonik ilişkiler tarafından belirleniyor.

Kooperatif fikri tam da bu dağıtım meselesine müdahale etmeyi içermekte. Üretici ve tüketicilerin örgütlenmesi, ikisi arasındaki dolaylı ilişkiyi ortadan kaldıracak yeni mekanizmalar kurmanın da bir aracı olarak düşünülebilir. Burada hatırlamamız gereken bir başka nokta belki şöyle ifade edilebilir: kırla kent arasındaki ilişkinin ciddi oranda tahrip olmasının yanında, kırla bir şekilde ilişkisi olan (akrabalık bağları, ticari ilişkiler vb) ve kentte yaşayan insanların informal kanallardan kendilerine has bir “tedarik” ilişkisi yürüttüğünü söyleyebiliriz. Kooperatif tartışmasının kanal açacağı noktalardan biri, bu informal ilişkilerin örgütsüzlüğünü örgütleyerek mevcut ilişkileri kolektif bir deneyimin parçası kılma imkanını da barındırmaktadır. (Bu örnek, kentteki farklı üretim süreçlerinin dağıtım ve paylaşım ağları bağlamında da genişletilebilir)

Toplumsal/Politik Proje

Kooperatif tartışmasını, mevcut bireysel veya cemaat ilişkilerini dönüştüren, başka bir toplumsallığı vücuda getiren bir perspektifin inşasıyla beraber düşünmemiz gerekiyor. Bir yandan “nasıl olur da mevcut alışkanlıklara müdahale edebiliriz ve bunları kolektif bir örgütlenmenin parçası kılabiliriz” sorusunu sormalıyız. Öte yandan, mevcut hegemonik üretim-dağıtım-tüketim ilişkilerine müdahale etmenin bir aracı olarak kooperatif tartışmasını daha geniş bir çerçeve içinde, farklı toplumsal birimlerin ilişkisi bağlamında düşünebiliriz. Örneğin, gıda meselesi üzerinden düşünecek olursak, üretim ve tüketim kooperatifleri nasıl olur da gıda ve tarım politikalarına müdahale edebilir? Nasıl olur da kentin mekansal örgütlenmesine müdahale ederek kentteki dayanışma mekanlarının gelişmesine, yeni pratiklerin açığa çıkmasına bir kanal açabilir? Bir yandan mevcut kooperatif yasasına tabandan bir basınç yaratırken, bir yandan da toplumun özgüçlenmesi ve özörgütlenme kapasitesinin gelişmesine nasıl katkıda bulunabilir? Kooperatif fikri, toplumun örgütlenmesi ve toplumsal ilişkilerin dönüşmesi, emeğin kendi üzerinde egemenlik kazanması açısından bir politik proje olarak düşünülebilir mi?

Kooperatif fikri, gündelik hayatın, üretim ilişkilerinin başka türlü örgütlenmesi, politik olanla toplumsal olanı beraber düşünebileceğimiz bir perspektife katkı sunabilir. Burada belki de esas olan şey, mevcut üretim ilişkilerindeki bireyselleşmenin kırılması ile birlikte, üretim ve dayanışma pratiklerini kolektif bir süreç ve bütünsel bir hikayenin parçası olarak deneyimlenme imkanıdır. Genelde toplumsal olanı bireyselleşmiş bir hikaye olarak deneyimlerken, daha büyük siyasi meseleler ancak toplumsal bir olay olarak hissediliyor. Kooperatif fikrinden ilham alan bir toplumsal dönüşüm projesi, bu bireyselleşmiş deneyime müdahale ederek siyaseti müşterek olanın içinde kurmayı, üretim ve dayanışma pratiklerini politik bir projenin parçası kılmayı ve bu açıdan siyaseti müşterekleştirmeyi de mümkün kılabilir

Kooperatif fikri bu açıdan “iyi bir fikir” olarak kalmamayı, bir toplumsal dönüşüm projesi olarak strateji tartışmasının bir unsuru olmayı hak ediyor. Mevcut yerel (ve kısmi) deneyimlerimize daha fazla güç vermek ve gelişmesini sağlamak için çalışırken, bir yandan da bu deneyimleri toplumun geniş kesimleriyle ilişkilendirecek, zeminler ve ağlar kuracak, bu deneyimlerden ilham alacak farklı toplumsal alanlarda benzerlerinin gelişmesine katkı sunmayı üstlenecek bir pozisyon geliştirmemiz gerekiyor. Böylece, kooperatif fikrini “bize ait iyi bir fikir” olmaktan çıkarıp toplumun özgüçlenmesine katkı sağlayacak bir proje olarak deneyimlenmesini mümkün kılabilir ve kooperatiflerle (ve benzeri örgütlenmelerle) toplumun müşterek örgütlenmesine müşterek bir katkı sağlayabiliriz.

[1] Bu yazıya ilhamını veren şey de 2 Ocak 2015 tarihinde BUKOOP’da düzenlenen, “Katalunya Kooperatifçilik tarihi ve Katalunya’dan güncel pratikler – Mücadeleler arası köprü kurmak” başlığını taşıyan toplantıda yapılan tartışmalardır. Bu toplantıdaki deneyim aktarımları için Baybars Kulebi ve Irmak Ertör’e ve toplantıya katkı sunan herkese çok teşekkürler. Toplantının tamamı için: https://www.youtube.com/watch?v=9RBzTsCuJSU

[2] Bu tartışma için bknz: Begüm Özden Fırat ve Fırat Genç – Strateji Tartışmasına Katkı: Müşterekler Politikasının Güncelliği http://mustereklerimiz.org/strateji-tartismasina-katki-musterekler-politikasinin-guncelligi/

Foti Benlisoy – Sosyalizm Sonrası Toplumsal Mücadeleler ve Müşterekler Siyaseti http://mustereklerimiz.org/sosyalizm-sonrasi-toplumsal-mucadeleler-ve-musterekler-siyaseti/

Eylem Akçay ve Umut Kocagöz – “Herkes İçin”: Müşterekler Siyaseti Stratejisi ve Siyasetin Müşterekleşmesi

http://mustereklerimiz.org/herkes-icin-musterekler-siyaseti-stratejisi-ve-siyasetin-mustereklesmesi/

[3] Bu deneyimler için özellikle İspanya’nın Katalunya bölgesindeki kooperatif deneyimlerine bakılabilir. Ayrıca Latin Amerika’daki patronsuzlar, topraksızlar, işsiz-işçi örgütlenmeleri de bu deneyimlerin başka veçheleri olarak düşünülebilir.