Malumun ilanı

FacebookTwitterGoogle+

Hükümet çok korkuyor. İktidarı süresince gittikçe büyüttüğü bu korku artık anlaşıldı ki sadece Kürt direnişinden ya da ‘teröristler’ diye karaladığı mücadeleden değil. Türkiye’nin her köşesinde patlak veren isyanlardan ve her türlü demokratik muhalefet yönteminden korkuyor artık. Üstelik bildiği tek siyasi manipülasyon aracı olan temsili ve çoğunlukçu demokrasinin (daha doğrusu 12 senelik iktidarı boyunca kendi çıkarlarına göre çarpıttıktan sonra geriye her ne kaldıysa) iskeleti çatırdamaya başladı.

İç güvenlik yasası genel kurulda görüşülürken HDP ve CHP milletvekillerinin başlattığı direniş üst siyasetin tabandan gelen direniş siyasetine verdiği bir selam oldu. Sokak siyaseti meclisin içine daldı ve temsili siyasetin sembolik nizamını alt üst etti. Hukuk ve usulün hükümet tarafından bilinçli ve alenen ayaklar altına alınması artık bir istisna değil kaide. Yine de bu kaideye “Bu Daha Başlangıç Mücadeleye Devam”  ve “Kahrolsun Faşizm” sloganlarıyla temellerinden saldıran vekillerin var olduğunu bilmek belki hepimize biraz umut oldu.

Hükümet uzun zamandır taban direnişinin iflahını korkutarak, oldubittiye getirerek, hukuksuzlukla ve yıldırmayla kesmeye çalışıyordu. Yeni yasa bu manevraların son halkası. İç güvenlik yasasının geçmemesi için sokakta ve mecliste direnmeye devam edeceğiz ancak bir yandan da biliyoruz ki bu yasa zaten var olan ancak yokmuş gibi yapılan nizamın yasal kılıfa uydurulması.

Zaten hukuk önünde gölgeler içinde korunuyorlardı ve biz mağdur ve müşteki sıfatlarıyla hukuktan medet umuyorduk.  Nihat Kazanhan’ın öldürülmesiyle ilgili soruşturmada polisin ifadesi de bunu gösteriyor:  “Zaten soruşturma konusu olacağını düşünmüyorduk”. Artık gölge yok, güneşin altında örtük şekilde suçlu ilan ettikleri bizleri net bir şekilde suçlayabiliyor ve kendi suçlularını da aklayabiliyorlar.

Böylece yarım akıllı bir hukuktan hukuksuz bir hukuka geçişimiz tamamlanıyor. Maruz kalacağımız şiddet olağanca yalınlığıyla bu yasada ilan ediliyor. Ahalinin elindeki ‘Ama liberal hukuk var suçlular yargılanır’, yahut ‘Biz gerçekten faşist olsak siz bu protestoları yapamazdınız’ gibi manipülatif ve hafifletici argümanları iktidar bu yasayla kaybediyor. Hükümetin AKP’nin hegemonyasının temellerinden biri olan liberal ideolojiyi artık terk ettiğini ve zor kullanma tekelini temel baskı aracı olarak kullanacağına işaret ediyor. Terk edilen elbette siyasi liberalizm, demokrasi, temel hak ve özgürlükler diskurları, ekonomik liberalizm hala merkezi bir önem taşıyor.

İktidar, bu yasanın geçmesinin elindeki yegane meşruiyet aparatını da kaybetmesi anlamına geleceğini, hukuka ve yaptırımlarına ilginin ve korkunun kalmadığı bir atmosferi yaratacağını iyi biliyor olsa gerek sivil itaatsizliğin ve doğrudan eylemlerin de önünü kesmek için sokaklara “sivil” korku salmayı ihmal etmiyor. Sokak siyasetinin meclise taşındığı günlerde, iktidar terörü de sivillerin eliyle sokaklara taşınıyor, esnaf can alıyor, mahalleli galeri basıyor, üniversiteler faşist saldırılarla sarsılıyor.

İktidardan indikten sonra kendi başına ciddi işler açabilecek bu düzenlemeleri neden yapıyor peki hükümet? Neden korkusunu kendi geleceğinin kabusu haline getiriyor? Bu iktidar obezi hükümet iktidarda olmadığı günü hayal bile edemiyor çünkü. Varlık koşullarını muktedir olmaya o kadar lehimlemiş ki orada sonsuza kadar kalacakmışçasına atıyor adımlarını. Oysa bu hafta mecliste yükselen sloganlar, bu paketi sırıta sırıta geçirebileceklerini, 8 Haziran’da barajlar yıkılırken o balkonda rahat rahat nefes alabileceklerini düşünenlerin içten içe duyduğu korku ve tedirginliğin ne kadar haklı olduğunu kanıtlıyor.