Mısır, Yunanistan, Kobane. Bu hâlâ başlangıç!

FacebookTwitterGoogle+

Supporters chanting at an election rally of Greece's opposition Syriza party in Athens in May 2014

“Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana” diye yazar Charles Dickens İki Şehrin Hikâyesi’nin hemen başında, şimdikine çok yakın bir dönemi anlatırcasına.

Ocak ayının sonuna denk düşen hafta, umudun ve umutsuzluğun, zaferle yenilginin bir arada, yan yana olduğu Dickensvari bir çağda yaşadığımızı hepimize hatırlattı. Tarihin o sırrına ermesi mümkün olmayan cilvelerinden biriyle 25 Ocak günü, yani Mısır’da Mübarek rejimini değilse de Mübarek’in kendisini deviren siyasal devrimin yıldönümünde Yunanistan’da gerçekleşen seçimlerde SYRIZA, IMF ve AB patentli neoliberal politikaların sadık uygulayıcısı olan hükümet partilerini alaşağı etti. Mısır ve Yunanistan, neoliberal otoriterizme karşı Akdeniz havzasında şu son dört küsür yılda cereyan eden mücadele dalgasının her bakımdan en ön cephesinde yer almışlardı. 2015 yılına gelindiğinde Mısır karşı devrime teslim olmuşken, Yunanistan ise neoliberal itikada okkalı bir tokat vuruyordu. Kahire’de Şeyma yoldaşının kollarında can çekişiyor; Atina ise zaferi kutluyordu. “Umutsuzluk kışı” ile “umudun baharı” bir aradaydı, hem karanlık hem de aydınlık mevsimiydi.

Yunanistan’da SYRIZA’nın seçim başarısı öyle parlamenter sistemin usulüne uygun hükümet değişikliklerinden biri değil sadece. Kıta Avrupa’sında ilk defa neoliberalizme karşı, eksiğiyle gediğiyle de olsa tutum alan bir hükümet oluşumu gündeme geliyor. Ancak unutmamamız gereken, Yunan emekçi ve ezilenleri için tayin edici önemdeki bu hükümet değişikliğini mümkün kılanın, bu ülkede 2008 sonundan beri bazen geri çekilen bazen hiç beklenmedik biçimde öne atılan toplumsal mücadele ve direnişler olduğudur. Yunanistan’daki ayaklanmalar, sayısız grev hareketleri, meydan hareketi, militan antifaşist hareket, kooperatifler, işgaller, yerel ve kısmi özyönetim deneyleri, SYRIZA’nın iktidar olmasını olanaklı kılan siyasal ve toplumsal radikalleşmeye sebep oldular. SYRIZA bulutsuz bir gökyüzünde çakan bir şimşek değil asla. Muazzam gelişkinlikteki bir toplumsal kabarışın ifade biçimlerinden biri.

SYRIZA’nın seçim başarısı, elbette kutlanması gereken ama nihayetinde oldukça kırılgan bir zafer. Ülkedeki (ve kıtadaki) siyasal güç ilişkilerinde sola doğru bir kırılmanın toplumsal mücadelelerin önünü açacak bir etkide bulunması, bizim için en önemli kıstastır. “Sol” bir hükümet ancak toplumsal seferberliği, direnişleri kışkırtarak, yoğunlaştırarak, onların önünü açarak ayakta kalabilir. Bu nedenle hükümet ile toplumsal mücadeleler ve çeşitli taban inisiyatifleri-kolektif örgütlenmeler (mahalle komiteleri, kooperatifler, işgaller, vs.) arasında bir bakışımlılık yaratılması şart. Aksi takdirde, geniş kitlelerin taleplerini hükümet mekanizmalarına havale etmek “düzen partisinin”, reaksiyonun önünü açacaktır.

SYRIZA’nın başarısından birkaç gün sonra bu kez Kobane’den zafer haberleri geldi. Hepimizin tam manasıyla “zafer sarhoşu” olduğu günlerdi kuşkusuz. IŞİD’in o korku saçan ordusunun “stratejik önemi olmayan” Kobane önlerinden püskürtülmesi IŞİD’in prestijine vurulan ciddi bir darbedir. Ancak Kobane, IŞİD karşısında elde edilmiş bir askeri galibiyetten ibaret değil. Kobane’de söz konusu olan, IŞİD’in esas itibariyle bir halk direnişiyle, halkın tümünü seferber eden bir “devrimci savaş” yoluyla geriletilmesidir. 1936 İspanya benzetmesi bu açıdan önemlidir, Kobane’deki direnişe karşı gelişen enternasyonal dayanışma bu bakımdan tesadüfi değildir. IŞİD Kobane’de sadece YPG/J güçlerine yenilmemiştir. O, Rojava’da eksiğiyle gediğiyle de olsa çok zor koşullarda ete kemiğe bürünen kantonların siyasal iddiasına da yenilmiştir. Rojava’nın ve Kobane’nin IŞİD karşısındaki önemi, onun mezhepçi şiddete karşı bir siyasal ve toplumsal alternatif önermesidir. IŞİD bu alternatife mağlup olmuştur.

Kapitalist kriz ve uluslararası sistemdeki hegemonya bunalımı, dünya ölçeğinde burjuva siyasal mimarisini kırılgan hale getiriyor. Siyasal ve sosyal istikrarsızlığın kural haline geldiği bir devir bizimki. Aynı anda “zamanların en iyisi” de “zamanların en kötüsü” de olabilecek, büyük devrimci kabarışların da ürkütücü felaketlerin de olası olduğu bir zaman. “Hepimizin ya doğruca cennete gideceği ya da cehennemi boylayacağı” bir eşikteyiz. Ve bu hâlâ başlangıç…