Müştereklerimiz Kimdir, Nedir?

FacebookTwitterGoogle+

Ne görüyoruz?
Kuzeyde ve güneyde bulutlar toplanıyor. Meydanlar, sokak araları, yoksul mahalleleri “gerçek demokrasi” haykırışları ile çınlıyor. Tahrir’den Sintagma’ya kalabalıklar “gör” diyor. Topyekûn kriz dünyasının eşitsizliklerini, teknokratların ve parlamenterlerin oyunlarını, diktatörlerin ve sahte demokratların zayıflığını gör! Oysa alternatif yoktu: Oyunu kurallarıyla oynamalı, daha çok çalışmalı, aza tamah etmeli, verilenle yetinmeliydi. Otuzu yılı aşan bu yalanın sonucu daha fazla yoksulluk, daha fazla eşitsizlik ve daha fazla kölelik oldu. Bugünün isyanı işte bu yalanadır. Başladığımız nokta burasıdır.

Kapitalist sistem, içine düştüğü krizin sonuçlarını artık gizleyemiyor. Ekolojik yıkımın ve küresel iktisadi krizin anlamı dünyanın tüm yoksulları, ezilenleri, mülksüzleri için aynı: felaket. İşsizlik oranları, tüm istatistik oyunlarına inat, yıldan yıla yükseliyor. Kimileri “istihdam edilemez” ilan edilerek toplumsal olarak marjinalleştirilirken, iş bulabilenlerin ezici çoğunluğu güvencesiz, istikrarsız, geçici işlere mahkûm oluyor. Başta gençler ve kadınlar, çalışsalar da yoksulluk içinde hayatlarını idame ettiriyorlar. Eğitim, sağlık, barınma gibi modern dünyanın en temel sosyal hakları tek tek saldırıya uğruyor; bu “hizmet”lerden satın alabildiğimiz kadarıyla istifade edebiliyoruz. Küresel ekonomik eşitsizliğin ve iklim krizinin neden olduğu doğrudan (açlık, yersizlik) ve dolaylı (çatışmalar, savaşlar) sonuçlar yüzbinlerin göç yollarına düşmesine sebep oluyor. Medeni dünyanın kör sınır kapılarında birikenler, varabildikleri ülkelerde ayrımcılık ve ırkçılıkla pekiştirilmiş harcanabilir ucuz işgücü olarak var oluyor, yeni vatanlarındaki yoksullardan daha sefil çalışma ve yaşam koşullarına sürükleniyorlar.

Topyekûn krize muktedirlerin yanıtı ise hep daha fazlasını istemek oluyor. Krizi fırsata çeviren sermaye ve iktidarlar, yüzyılların mücadeleleri sonucu kazanılmış alanlara saldırıyorlar. Sermaye bugün ortak olarak ürettiğimiz kentsel mekâna ve hayata, bir parçası olarak var ettiğimiz kırsal alanlara,  tohumlardan, suya ve toprağa; toplumsal mücadelelerle elde ettiğimiz sosyal haklara, müştereken ürettiğimiz fikirlerimize ve ürünlerimize ve hatta genlerimize el koyuyor. Şimdiki zamanın bizler için anlamı yıkıcı: Daha az iş, daha fazla çalışma saati; kutsallaştırılan aile ve boğucu ev içleri; çalan savaş tamtamları ve utanmazca atılan demokrasi tiratları; gasp edilen dereler ve sonu gelmez santral projeleri; kentsel dönüşüm projeleri, tahliye edilen mahalleler; piyasalaştırılan eğitim ve sağlık hizmetleri; gelecek kuşağın güvencesiz işçilerini yetiştiren liseler; sermaye ve iktidar oyununun coşkuyla sergilendiği üniversiteler; yüzlerce kamera ve güvenlik aygıtı ile izlenen meydanlar, dışarıya kapanan sokaklar, ruhunu kaybeden şehirler. Kısacası: Müşterek olanın yitimi, mülksüzleşme, güvencesizlik, bütünlük kaybı. 12 Eylül generallerinden günümüz milli şeflerine kesintisiz ve artarak devam eden pervasız bir saldırı dalgası bu. İşte dünya muktedirlerinin hayallerini süsleyen rüyalar diyarı Türkiye.

Ne duyuyoruz?
Bu topyekûn saldırıya itiraz eksik olmadı elbet. Karşı çıkış dün de vardı, bugün de var. Ülkenin dört bir yanından direniş haberleri, sahibinin sesi medya aygıtları yoluyla olmasa da, kulaklarımıza kadar geliyor. Küçük, sessiz itirazlar mayalanıyor kuytularda. Kesik, aksak melodiler ıslıkla çalınıyor. Ama henüz duvarları aşmadık.

Artık çok iyi biliyoruz: Tüm canhıraş çabalara rağmen tek meseleyle, tek yerde mücadele etmek süreklilik arz etmiyor. Belli bir mahalde, belli taleplerle harekete geçen kalabalıklar, karşısında buldukları gücün büyüklüğü karşısında, bir müddet sonra geri çekilmek zorunda kalıyorlar. Başarıya ulaşabilenlerin tecrübesi bir sonraki aşamaya ya da başka yerellere aktarılamıyor. Sermayenin topyekûn saldırıları karşısında bizlere her daim güçsüzlükle malul olduğumuz hatırlatılıyor. Neoliberal dünyanın bizlere bakiyesi dağılma ve parçalanma oluyor.

Bizler açısından günümüzün en acil ihtiyacı bu güçsüzlük ve parçalanmışlık halini parçalayacak muhalefet ve dayanışma alanlarını yaratmak ve çoğaltmaktır. Gündelik pratik ihtiyaçlardan soyut siyasal analizlere bir dizi farklı düzeyde eklemlenme imkânları oluşturmaktır. Bu müşterek alanları oluşturabildiğimiz ve çoğaltabildiğimiz ölçüde neoliberalizmin bizler üzerinde yarattığı parçalayıcı etkiyi dağıtabileceğimizi, üzerimize gelen dalgayı kırabileceğimizi biliyoruz.

Nereden başlıyoruz?
Yeni bir çatı değil, ortak bir zemin arıyoruz. İçinde yer aldığımız grupları bir arada tutacak tek ve sınırlı bir talep ya da söylem oluşturmak niyetinde değiliz. Ya da defalarca denenmiş olanı bir kez daha, “yeni ve yepyeni” etiketleriyle ortaya atmıyoruz. İhtiyacımız olan aşağıdan, uzun vadeli ve kalıcı bir birlikteliğin taleplerini, işleyişini, yöntemlerini ve araçlarını adım adım oluşturmak. Bugünün ve geleceğin dayanışma yapılarını üzerinde inşa edeceğimiz ortak bir mekânı tarif etmek.

Buradan yola çıkarak önerdiğimiz, birleşik bir eylem zemini yaratarak başlamak. Bizi sarmalayan iktidar ve tahakküm mekanizmaları ortak, dolayısıyla mücadele de ortak olmalı. Kırda ve kentte, mahallelerde ve kampüslerde, yurttaş olanların ve olmayanların, kadınların ve erkeklerin kapitalizme, ekolojik yıkıma, patriyarkaya ve heteroseksist sisteme karşı gösterdikleri direnişleri usul usul birbirine örmeyi öneriyoruz. En yakınımızdan başladık, ama burada duracak değiliz. Sabırlı bir acelecilikle hareket ediyoruz.

Müşterek alanlarımızdan hareketle bize ait olanları geri istiyoruz! 

Müştereklerimiz Kimdir, Nedir?” üzerine 2 düşünce

  1. MESUT

    Manifestonuzun tüm insanları birleştiren hiç bir doğma ve etikete ihtiyaç duymadan müştereken yapılabileceğini anlatmışsınız.Tüm kalbimle yanınızdayım.

    Yanıtla
  2. Alicem Veziroğlu

    Tüm muhalifleri, özellikle gençleri birleştirebilmek için Gezi direnişi bir başlangıç olmalıdır. Yasal nasıl bir çatı gerekiyorsa (dernek/parti v.s.) kurulmalı ve Gezi direnişinin ardından eyleme gönül veren herkesle iletişim devam etmelidir. Belirli ofisler kiralanıp toplantılar düzenlenmeli, hareket giderek örgütlenmelidir. Together we stand, divided we fall ..

    Yanıtla

MESUT için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>