SI Cobas: İtalya’dan “Genç” Bir Sendika Deneyimi

FacebookTwitterGoogle+

 


unnamed

Her gün bir yenisine tanıklık ettiğimiz iş cinayetleri ve taşeronluk sisteminin beraberinde getirdiği muazzam sömürü dinamikleri, emekçi sınıfının mücadele gündeminin merkezini oluşturuyor. Sendikaların bu meselelere dair örgütlülük geliştirmekte, hatta yer yer refleks göstermekte güçlük çektiği bir dönemde Kazova ve Greif deneyimleri, İnşaat İş’in kurulması, geleceğe dair umut vadeden önemli girişimler oldu. Özörgütlülük ve otonomi kavramlarını gündemimize işçi sınıfı üzerinden sokan bu deneyimleri tartışırken, tartışmaya katkı sunması ümidiyle İtalya’da yaşanmakta olan benzer bir deneyimi mercek altına almakta fayda var. SI Cobas, aynı hakikat arayışıyla yola çıkmış bir avuç işçinin sendikalaşarak, bugün lojistik sektörünün neredeyse tamamında örgütlenişinin hikayesi.

SI Cobas (Sindacato Intercategoriale Cobas), 1970’lerin sonunda ortaya çıkan “fabrika meclisleri” (base union) fikriyle hareket eden, otonom bir sendika. Büyük sendikaların kolektif mücadele ve temsil ettikleri emekçi sınıfının asıl ihtiyaç ve isteklerini göz ardı edişine karşı örgütlenmeye başlamış. Sınıfı sektörlere bölerek örgütlenen konfederal sendikalardan farklı olarak, “Hepimiz proleteriz ve kapitalizmin krizi hepimizin krizi!” şiarıyla sektörler arası örgütlenmeye gayret eden bir sendika (“Intercategoriale”, yani kategoriler arası kelimesinin kökü burada yatıyor).

Slai Cobas sendikasından 1990’ların sonuna doğru ayrılan işçilerin kurduğu SI Cobas, lojistik endüstrisindeki en aktif sendikalardan biri. Özellikle son iki senedir emsal teşkil eden fabrika işgalleri ve kazanımları sayesinde sendika her geçen gün güçleniyor. İlk işgallerini Orrigio’da (Milano’nun Kuzeyi), The Bennet fabrikasının deposunda bundan iki yıl önce gerçekleştirmişler. Depoyu sekiz ay süresince 1500 işçiyle periyodik olarak işgal etmeleri –ve bunu özellikle de göçmen işçilerin desteğiyle gerçekleştirmeleri– fabrika sahiplerine geri adım attırmış. Bu kazanımları İtalya içerisinde SI Cobas’a müthiş bir ilgi ve meşruluk kazandırmış. Temmuz 2014’te başladıkları IKEA işgalleriyse bu ilgi ve meşruluğu uluslararası çapa taşımış (IKEA işçileri bu tarihlerde uluslararası bir grev kararı almıştı). Aynı zamanda diğer bütün sendikalara nazaran en fazla göçmen işçiyi bünyelerinde barındırmaları sebebiyle, mücadele alanlarının genişlediğini ve “sınıf” tanımını daha geniş bir perspektiften yapmaya uğraştıklarını da ekliyorlar.

Lojistik sektörü birincil örgütlenme alanları ve bu alanda çalışan işçilerin çok büyük bir kısmı göçmen işçilerden oluşuyor. Göçmen işçilerin yoğunluğu, sendikanın yaş ortalamasını da gençleştirmiş. Bu durum sendikanın mobilizasyon kapasitesini çok dinamik kılıyor.

Bu mobilizasyon gücünün ardında aynı zamanda sendikanın kazanımları da yatıyor. Zira İtalya’da hali hazırda geçerli olan “Bossi–Fini” yasası, yasal bir işte çalışmadıkları takdirde göçmenlerin ikametgahlarının iptal edilmesini emrediyor. Göçmen işçiler bu yasa yüzünden yıllardır işten atılma –dolayısıyla sınırdışı edilme– tehdidiyle örgütlenmekten çekindiklerini, örgütlenemedikleri için de krizin bedelini en ağır ödeyen kişiler olduklarını söylüyorlar. Sendika üyelerinden Karim Bekkal verdiği röportajlardan birinde, maaşlarının işverenler tarafından sebepsizce %35 oranında kesildiğini, buna karşı çıktıklarında da karşılarına sınırdışı edilme tehdidiyle çıkıldığını söylüyor. Tam da bu noktada başladıkları ilk fabrika işgalinin zaferle sonuçlanması alanlarındaki tüm emekçilere, özellikle de göçmenlere çok ciddi bir motivasyon kaynağı olmuş. İlerleyen süreçlerde değişik fabrikalardaki işgallere de, emsal teşkil eden kazanımlarıyla beraber doğrudan dahil olmuşlar (IKEA işgali haricindeki örnekler kaynakçada mevcuttur). Genç bir sendika oluşlarının getirdiği dinamizm, onları diğer fabrikalardaki işgallere fiziki olarak da sahip çıkma şansı sunmuş. Uluslararası koordinatörleri Aldo Milano, bir gün Bolonya’da, diğer gün Milano’da, bir başka günse Piacenza’da IKEA işçilerinin işgaline katıldıklarını söylüyor. Tüm bu dinamizmin motivasyonununsa Bossi-Fini’nin ilk kez iş yaramaz kılınmasına bağlıyor.

İşçiler örgütlenme sırasında kendi aralarında yaşadıkları ırkçılıkla da savaşma şansı bulduklarını söylüyor. Karim Bekkal işverenlerin işçileri sürekli birbiriyle ırkları üzerinden mukayese ettiğini, baş kaldıran veya ses çıkaran işçilerin geldikleri ülke sebebiyle “düzgün çalışmayan tembel işçiler olduğunu” iddia ettiğinden bahsediyor. İşgaller sırasında başka bir inançta ve başka bir mekanda bir araya gelen bu işçiler, bu vesileyle birbirlerinin ırk/etnisite gibi farklılıklarını da konuşma şansına eriştiklerini ve ortak düşmanın bu tip ırksal ayrımlara en baştan ihtiyaç duyan sermaye olduğunu keşfettiklerini söylüyorlar. Beri yandan bu noktalarda yaşadıkları sıkışmaları İtalya’nın bir çok kentindeki sosyal merkezlerden aldıkları destek ve en çok da öğrenci hareketinin onlara sahip çıkışıyla aştıklarını ekliyorlar. Özellikle Milano, Roma, Torino ve Bolonya’daki sosyal merkezleri işçiler toplantı veya konferans alanı olarak kullanabiliyorlar. Aynı zamanda dayanışma etkinliklerini de burada örgütleyerek sendikanın dışarıyla teması gerçekleşiyor. Öte yandan Bekkal’ın verdiği ırkçılık–kapitalizm bağı örneği gibi, sınıfsal sorunların toplumsal sorunlarla olan ilişkisini somutlaştırma ve tartışma noktasında sosyal merkezlerde/işgal evlerinde aktif olarak yer alan bireylerin/aktivistlerin/grupların çok büyük bir emeği var. Kolektif bir tartışma alanını yaratabilmesi vesilesiyle işgal hareketinin mücadelelerine verdiği katkı yadsınamayacak seviyede. Tam da bu sosyal merkezlerin açtığı müşterek alanlar vesilesiyle öğrenci hareketiyle de yan yana geldiklerini ve kendiliğinden, organik bir yoldaşlık bağı kurdukları yine göze çarpan meselelerden biri. Üniversite mezunlarının yaşadığı işsizlik ve mülksüzleşme, öğrencileri şimdilik erteleyebilseler bile yakın geleceklerinde ıskalayamayacakları bir sorunun tedirginliğiyle karşı karşıya bırakmış. Bu sebeple proleterleşme süreçlerinden önce SI Cobas’ın davasına sahip çıkan, onlarla yan yana duran güçlü bir öğrenci hareketinden bahsetmek mümkün.

Bolonya’da lojistik alanında çalışan ve SI Cobas üyesi Türkiyeli bir lojistik işçisi olan Cavit’le SI Cobas’ı, İtalya’daki işçi hareketi, otonom örgütlenmeler ve biraz da Türkiye’deki durum üzerine lafladık. Cavit’in sıcak kanlılığı, enerjisi ve direngenliği, Türkiye’deki emekçilerin yaşadığı şu buhranlı dönemde içimize su serpti, umut kaynağı oldu. En baştan da belirttiğimiz gibi meramımız hali hazırda Türkiye’deki emekçilerin aradığı hakikate, İtalya’daki dostlarımızın bulduklarını eklemek. Tam da bu niyetle hareketler arası paralellikleri yakalamaya çalışırken, en çok da “biz neredeyiz?” sorusunu kendimize sorabilmek. Çünkü bugün 3. Köprü inşaatındaki işçilerin köprüyü sökmeye başlaması, Soma’da madencilerin sendika ağalarının üzerine yürümesi, Beltaş İşçilerinin Belediye’ye savaş açması, Suriyeli göçmenlerin merdiven altı atölyelerde günlüğü beş liraya çalışıyor olması, konuşulmaya değer bir arayışın, sıkışmışlığın ortasında olduğumuza delalet gibi. Sahi ya; biz hakikatin neresindeyiz?

Cavit İnanır Röportajı – 21.09.2014

Josef: Merhaba Cavit. Biraz kendini anlatabilir misin?

Cavit İnanır:
İsmim Cavit İnanır. Son 30 yıldır İtalya’nın Bolonya kentinde yaşıyorum. SI Cobas sendikasına bağlı bir işçiyim.

Son 15 senede, özellikle Euro’nun kabulüyle birlikte İtalya’da ekonomi dengesizleşti. Bu dengesizlik zaman içinde, 2010’a geldiğimizde kriz olarak etkisini göstermeye başladı. Bu etkiyle İtalya’daki işçi, memur ve bu sınıftaki bütün çalışanlar bugün için borç batağına düşmüş durumda. Ben size şunu açıklıkla söyleyebilirim ki krizin etkisi büyüdükçe, işçi de memur da kendine bir çare aramak zorunda kaldı. İtalya’daki 3 büyük sendika kuruluşu hükümetle el ele vermiş olup, hükümetin her dediğini kabullenmekteler. Patronlar uzun uğraşlar sonunda, bu sendikaları kendi çıkarlarına yönelik kullanmayı başardılar. Bu süreçle beraber işçiler ve memurlar ciddi bir güvencesizlik içinde kaldı. Bu sebeple bu oturmuş 3 büyük sendikaya olan güven azaldı. Artık İtalya’daki sendikaların işçiye değil, patrona ve hükümete çalıştıkları aşikar.

Bu sebeple biz yeni bir arayışa girdik ve kendi sendikamızı kurduk: SI Cobas olarak, yeni bir sendika kuruluşuyuz. Bugün belki internette, belki sosyal ağlarda, belki de dünyanın herhangi bir köşesinde bizi okumuş duymuşsunuzdur. SI Cobas, İtalya’nın Milano kentinde kurulmuş, avukatlar gibi elzem kadromuz haricinde herkesin gönüllülük esasıyla çalıştığı, işçilerden, öğrencilerden, emeklilerden, memurlardan örgütlü bir sendika. SI Cobas, 2 sene önce adı hiç duyulmamış küçük bir sendikayken bugün, 40.000 üyeye ulaştı ve hem hükümete hem sendikalara hem de patronlara kök söktürüyor. İtalya’daki 3 büyük sendikanın bugün 6-7 milyon üyesiyle başaramadığını, biz SI Cobas olarak, başlangıçta 1500 kişinin yaptığı bir fabrika işgaliyle başardık. Bugün 37-40 bin kişinin sözleşmelerini ve haklarını tek tek geri aldık. Başta avukatlarımızı, tüm dostlarımız ve yoldaşlarımız sağolsun; patronların bizden tırtıkladığı aylık ücretlerimizi, ihlal edilen haklarımızı, kesilen ikramiyelerimizi ve izinlerimizi tek tek geri alıyoruz. Örneğin, İtalya’da paralı izin diye bir şey uzun süredir bizim için yoktu. 13. ve 14. maaş denilen ikramiyeler de öyle. Biz bunların hepsini geri kazandık.

Mirko:
Peki SI Cobas’ın sosyal yelpazesini nasıl anlatırsın? Dün katıldığımız bir SI Cobas toplantısı vardı ve gördüğümüz kadarıyla ağırlıklı göçmen ve yabancı işçiler yoğunlukta.

C.İ.:
İtalya’da yabancılara veya göçmenlere karşı büyük hak ihlalleri işleniyor. Bu haksızlığı yok etmek için, başlangıçta biz lojistik çalışanları olarak kendi çalışma alanımız olan lojistik sektörünü hedef aldık. Çünkü bu sektör çoğunlukla yabancı veya göçmen işçilerden oluşuyor ve en büyük iş ağı burada. 11 milyon işçi taşımacılık yapıyor. En çok nereden güç alabiliriz diye baktığımızda gözümüze taşımacılık çarptı. Çünkü hem en büyük çalışma gücü orada, hem de taşımacılığı ele geçirebilirsek İtalya’daki ticaret ağını bloke edebileceğimizi düşündük. Lojistikte herkesin iş bırakması, bütün sistemi çalışmaz hale getirecek bir eylemdi zira.

Josef:
SI Cobas örgütlenme sırasında hangi pratikleri/metotları kullanarak bahsettiğin hakları kazanmayı başardı? Neler yaptınız?

C. İ.: İtalya’da işçilerin (özellikle sendikalı işçilerin) çok temel bir hakkı var: İşçi fabrika önünde fabrika üretimini durdurma veya kısıtlama hakkına sahip. Elbette ki bunu sonsuza dek yapma “hakkımız” yok. Fakat polis de, jandarma da gelse (4-5 saatliğine bile olsa) bir fabrikada giriş-çıkışları engelleyebiliyoruz. Bu eylemlilik imkanını gördükten sonra hangi fabrikada işçi hakkı yeniyorsa, biz gidip oranın önünde işgalle fabrika patronlarını tehdit etmeye başladık: “Sen bize hakkımızı geri vereceksin! Vermezsen burada çalışmayı durduruyoruz”. Yani özetle SI Cobas olarak fabrika işgallerini, haklarımızı ve taleplerimizi alma konusunda önemli görüyoruz. Genelde işgallerde fabrika yönetimine bir haftalık bir mühlet veriyoruz; mühleti geçerlerse başlarına yıkıyoruz o fabrikayı (gülüyor). 4-5 saatlik işgalimizin sonuna doğru “Çıkacaksınız!” diyor polis, çıkıyoruz biz de. Ama sonra polis gidince tekrar giriyoruz, yine kapatıyoruz fabrikayı. O fabrika kuruluşunun ama patronu, ama yönetimine bu ihtarı verdiğimizde anlasınlar ki onlara gece gündüz rahat yok.

Josef: Anladığım kadarıyla işgalleriniz sırasında ciddi çatışmalar da yaşandı. Hatta ceza alan da çok…

C.İ.: Biz (biz diyorum çünkü buna ben de dahilim) polis tarafından defalarca tutuklandık. Hatta sınır dışı edilmekle tehdit edildik. Lojistik sektörünün (ki birincil örgütlenme alanımızdır) ve dolayısıyla sendikamızın göçmen işçilerden oluşmasındandır bu. Bolonya yerel mahkemesi defalarca ihtar verdi bizlere. 780 arkadaşımızın mahkeme süreçleri hala ciddi olarak devam etmekte. Ama hiçbirimiz baskılardan yılmadık, SI Cobas olarak yolumuza devam ettik. Şu anda rahatlıkla söyleyebilirim ki hiç korkmuyorum: Aylığım, sözleşmem, sigortam, ikramiyem, tatillerim hepsini kazandım hatta benim gibi 40000 arkadaşım da kazandı. Zaten kazanımlarımızın emsal teşkil eden cinsten olmasıdır bizi böyle bir örgütlülüğe ulaştıran.

Mirko: Örgütlenmeye lojistik alanıyla başladığınızı ve bu alanda birçok göçmen işçinin çalıştığını söylediniz. Varsayalım ki ben Faslı bir işçiyim ve SI Cobas’la hiçbir ilişkim yok; haberdar dahi değilim. Benimle nasıl temas kuruyorsunuz? Beni nasıl örgütlenmeye ikna ediyor, benimle nasıl bir dayanışma gösteriyorsunuz?

C.İ.: Emsal teşkil eden bir sürü kazanımımız var; en etkili yöntemimiz bu oluyor. Dekontlarımızı gösteriyoruz: Eski aylığımız buydu, yeni aylığımız bu. Bunu gören, duyan, anlayan kişi yanımızda kolaylıkla saf tutuyor. 1500 kişinin başlangıçta yaptığı hamle, bugün bir devleti, bir hükümeti karşısına alabiliyor. Sanırım bunun da büyük etkisi var.

Mirko: Peki örgütlenme sürecinizde son 2 seneye bakalım; örneğin Türkiye’deki bağımsız işçi örgütlenmelerinde en çok karşılaşılan şey grev kırıcılığı. Bunlarla karşılaştınız mı hiç?

C.İ.: Elbette. Örneğin Coop Adriyatik firması: Bugün kabaca 400.000 çalışanı var. Cicielli bu gruba hakim bir sendika. Cicielli sendikalı işçilerin ihtiyaçlarını işçilere danışmadan, kendi yöntemleriyle belirliyor. Bunu örnek bir olayla açıklamak belki daha kolay olacaktır: Temmuz ayında arabamın sigortası bitmişti. Sigortayı yenileyelim istedik. Mesela sigortanızı X sigorta firmasından, Y firmasına aktarmak istediniz. X bana “Cicielli’ye üyeyseniz %25 indirim, Coop’a ortaksanız %40 indirim sağlayabiliriz” diyor. Bu sebeple Cicielli gibi sendikalar İtalya’nın ağır sanayi bölgesinin hemen hemen her alanına hakim durumdalar. O yüzden diğer sendikalar arasında muazzam bir çekişme var. İşte SI Cobas tam da bu sebeple örgütlendi. Örneğin benim çalıştığım fabrikada SI Cobas ve Cicielli sendikasına üye işçiler mevcut. Biz SI Cobas olarak ne zaman grev yapsak, Cicielli üyesi işçiler iş başı yaptı. Bizim için grev demek, fabrika işgali demek; yani fabrikanın dışarıyla bağlantısının kesilmesi demek. Böyle eylemlerimizde Cicielli’ye kayıtlı arkadaşlar fabrikanın içinde beklemek zorunda kalıyorlardı. Bizim için içeride kimin olduğu hiçbir önem teşkil etmiyor; başka işçiler, başka sendikalılar, patronlar, yöneticiler… Haklarımızı böyle aldık biz.

Mirko: Bu örnekten yola çıkalım: 2 senede siz bu kadar büyürken Cicielli’nin ve diğer sendikaların SI Cobas’a bakışı değişti mi?

C.İ.: Hem de nasıl. Biz devlet sendikası değiliz. Devlete bağlı değiliz yani, onlar bağlı. Devlete bağlı olmadan, küçük bir sendika bu başarıya ulaşınca, diğer sendikalar bize çeşitli konularda gözdağı verir oldu. Eğer SI Cobas böyle devam ederse, çok değil 5-6 seneye bu sendikalar kendi kendine eriyecekler diye düşünüyorum. Biz devlete bağlı olmadan, fabrika işgalleriyle her şeyi başarıyoruz. Sonuç itibariyle bugün 40.000 sendikalıya ulaşmış olmamızda, diğer sendikalardan ayrılıp aramıza katılan arkadaşların yeri büyüktür.

Josef: Otonom öğrenci grupları ve diğer grupların katkısı ne oldu size? Ne zaman başladı bu yakınlaşma?

C.İ.: Biz başladığımızdan beri yanımızdalar. Özellikle üniversite öğrencileri bizi çok iyi anlıyorlar. Bugün İtalya’da birçok üniversite mezunu işsiz durumdadır. Hal böyleyken, okumakta olan öğrenciler de pozisyonlarının bizden çok farklı olmadığını görebiliyorlar. Candan, gece gündüz, tıpkı bir işçinin hakları için direndiği gibi direnip bizle dayanışma gösteriyorlar. Bize sahip çıkarak aslında kendi geleceklerine sahip çıkıyorlar. Üniversite öğrencileri de dahil, üyelerimiz arasında hiç fark gözetmeden aylıklarımızın bir kısmını sendikanın para havuzuna atarak işsiz kalan, direniş sürdüren, hakkı yenen veya davası süren tüm kardeşlerimizle dayanışıyor, onların mağduriyetini gidermeye çalışıyoruz. Evet, belki bir aylıklarını çıkarmış olmuyoruz ama sadece temel ihtiyaçlarını giderebiliyor olmaları bile dayanışma ruhunu yücelten bir işleve sahip ve bizi birbirimize daha çok kenetliyor.

Josef: Bir diğer yandan bu şehirde başka sorunlar da var: Barınma mesela. SI Cobas barınma odaklı direnişlere veya şehirde mevcut diğer mücadelelere destek veriyor mu? Başka toplumsal mücadelelerde ne kadar aktifsiniz?

C.İ.: Bolonya kentinde, kişinin kendine barınacak bir yer, hatta sadece bir yatak bulabilmesi ekonomik olarak çok güç. Öğrencilerin yurt paraları aylık 300 Euro civarında. Düşünün, size 300 Euro’ya sunulan şey sadece bir yatak… İşçilerinse yaşanabilir bir evde yaşaması 600–700 Euro gibi bir paraya tekabül ediyor. Bu noktadan hareketle barınma hakkı alanında da çalışmalar yürütmeye başladık. Henüz somut bir başarımız yok. Ne yazık ki henüz somut bir başarı elde edebilmek için çok erken; mevcut direniş alanlarımızı da düşününce bir anda tüm mücadeleleri bir arada götürmek çok güç olabiliyor. Maddi ihtiyaçlar, gönüllü sayısının azlığı gibi konular ister istemez elimizi bağlıyor. Ama örgütlülüğümüz belirli bir sayının üzerine çıktığı gün, katkımızı bu alanlara daha aktif olarak yayacağız. Barınma için şu an konuşmak kolay değil ama siz demiyor musunuz hep “Bu daha başlangıç!” diye (gülüyor).

Josef: Mücadeleniz süresince kimlerle temas kurabildiniz, hangi alanlarla yan yana gelme imkanınız oldu?

Mirko: Crash bünyesindeki öğrencilerle temasınızdan da bahsedebilir misiniz? Kurduğunuz dayanışma, mücadele yoldaşlığı ve ortak hareket etme gibi meselelere bakış açınız nedir?

C.İ.: Şu gün gelmiş olduğumuz noktada 1500 kişiyle, 40.000 kişinin hakkını elde edebildiysek ve daha ileriye gidebiliyorsak, Bolonya Üniversitesi öğrencilerinin kurduğu “Crash!” grubunun da desteğini anmadan geçmek olmaz. “Crash!” heralde en büyük temas alanımız oldu. Toplantılarımız, miting hazırlıklarımız için Crash’in işgal evlerini veya sosyal merkezlerini kullanabiliyoruz. Diğer yandan şehir meydanları da bizim için birer toplantı alanı rolünde. Eğer toplantılarda hepimiz bir araya gelemiyorsak, gruplar halinde toparlanıp birbirimize anlatıyoruz. Sonrasında da bu ufak toplantılardan çıkan raporları değerlendirdiğimiz, daha büyük bir alanda daha büyük bir toplantı yapıyoruz. Salon tutma olanağımız varsa bile çoğunlukla o parayı işten çıkan bir arkadaşımıza veya onun ailesine yönlendirmeyi tercih ediyoruz. Böylece SI Cobas’ın havuzunda toplanan parayı gerçekten mücadelenin sürekliliğine aktarmış olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü SI Cobas’ın böyle bir mottosu var: Gelen yardımlar, toplanan paralar işsiz veya direnişteki arkadaşlara, mahkemesi süren yoldaşlara gidecek. İşte tam bu noktada Crash’in bize toplanma alanı sunuyor olması çok ciddi elimizi rahatlatıyor. Aynı zamanda Crash bünyesindeki diğer gruplarla (Öğrenciler, taraftar grupları, farklı meslek gruplarından insanlar vb.) önemli bir yan yanalık sağlıyor bize. Yine de bazen ihtiyaçlarımız ve imkanlarımız doğrultusunda salon kiralamamız gerekebiliyor. Çünkü bir salonda binlerce insana hitap etme şansına sahip olabiliyorsunuz. Bunu sadece ön toplantılarımız sonucunda bu yönde bir karar çıktığı takdirde değerlendiriyoruz.


Öğrencilerin bize o kadar çok destekleri var ki… Nerede olursa olsun üniversite öğrencilerinin kendi gelecekleri için bu mücadeleye omuz vermeleri gerek. Sonuçta mücadele sınıf mücadelesi, sınıf da emekçi sınıfı (gülüyor). Evet, belki öğrenciler hayatlarının uzun yıllarını ders sıralarında geçiriyor. Ama yarın kendilerine iş hayatında güvenli bir yer bulabilmek için kimseyi ayırmadan, sınıf, etnisite farkı gözetmeden hepsini desteklemeleri gerek. Gençliğin mücadeleci dinamizmi, daha güzel bir geleceğin temeli hepimiz için. Tüm ömrünüzü kendi alanınızda çalışan insanlarla geçirmeden, diğer gruplara da temas ederek hareket etmek gerek. Doktorların, işçilerin, öğrencilerin, memurların, mühendislerin, avukatların vs. beraber yürüdüğü bir alan, en gerçek örgütlülük sanırım. Yoksa sadece doktor doktoru, avukat avukatı savunuyorsa bu potansiyelinin çok altında kalan bir harekete dönüşüyor. Bu mesleki kutuplaşmayı dikkate almadan, hep beraber el ele hareket etmek gerek.

Mirko: Türkiye ve İtalya işçi hareketi arasında bir bağ kurmaya çalışalım: Türkiye’de işçilerin karşılaştığı en büyük sorunlardan biri taşeronluk sistemi. Taşeron firmalarda çalışan işçilerin sendika üyesi olması neredeyse imkansız. Çünkü işten atılıyorlar. Biraz bununla da ilişkili olarak işçiler kendi sendikalarını kurma yoluna gidiyorlar; İnşaat–İş gibi. İnşaat–İş ile SI Cobas’ın böyle bir yakınlığı olduğu seziliyor. Hatta iki grubun birbirinden öğreneceği çok şey var gibi. Bu şekilde kurulan yeni sendikalar neler yapabilirler? Sendikal hareketlerinizi nasıl kuvvetlendirebilirler?

C.İ.: Taşeron işçi diye bir ayrım, işçiler arasında olmaz bir kere. Bu tam da sermayenin dilidir. Sen eğer bir patronun altında çalışıyorsan, sendikalı olma hakkın olmalıdır. Ama bu böyle diye işveren seni işten atıyorsa büyük bir hata yapıyor bence. Buradaki kanuni boşluğu hükümetin derhal doldurması gerekiyor. Eğer hükümet doldurmayacaksa zaten direniş kaçınılmazdır.

Burada da benzer durumlar var. 3 aylık kontratı olan bir işçinin 3 ay sonra ne yapacağı bilinmiyor. İtalya’da 36 ay boyunca işçiye 5 tane kontrat yapıldıysa ve işçi hala orada çalışmaya devam ediyorsa, o noktada gidip patronuna kontratının kalıcı kontrat olarak yenilenmesini talep edebilir. Ama o 36 aylık süreç çok belirsiz yani güvencesiz. Taşeronluktaki güvencesizliğe benzer biraz. Tabi Türkiye’deki mevzuatı ben bilmiyorum. Örneğin ne kadar zaman çalıştıktan sonra devamlı işçilik talep edilebiliyor gibi konulara hakim değilim.

Mirko: Taşeronlaşmadan beri zaten devamlı işçilik ciddi oranda azaldı. Aynı zamanda işsizlik de mevcut. Sömürünün şekli işçilerin canını dahi dikkate almayan bir boyuta ulaştı. Yine tüm bunların çevresinde belki Kazova İşçileri örneğini unutmamak lazım. İşçiler yaklaşık 200 günlük bir grev yaptılar. İşverenler davayı kaybetti, mahkeme de makinelerin işçilere verilmesi yönünde karar verdi. İşçiler böylece kendi fabrikalarını kendileri kullanır ve yönetir oldular…

C.İ.: Harika işte! Bak Türkiye’de de olmayacak iş yok yani.

Josef: Var mı ekleyeceğin?

C.İ.: Türkçe’mi affedin. 30 yıldır buradayım ve hiç Türkiyeli yok burada. Ne yazık ki hafızamdan silindi dilim. Anlatamadığım şeyleri, karıştırdığım kelimeleri mazur görün.

Mirko: Bir çay daha içeriz o zaman di mi abi? Josef sen?
Josef: Olur.
C.İ.:
Yok almayayım ben…
Mirko: Nasıl ya? Çay nası içmezsin, içersin yahu!
C.İ.: (gülüyor) Tamam bi çay daha alayım…

Kaynakça

[1] http://en.labournet.tv/video/6676/cycle-struggles-logistics-sector-italy

[2] http://www.ephemerajournal.org/contribution/practicing-militant-inquiry-composition-strike-and-betting-logistics-workers-struggles

[3] https://libcom.org/blog/national-campaign-against-ikea-italy-11082014

[4] http://strugglesinitaly.wordpress.com/equality/en-immigration-policies-in-italy/

[5] http://www.uninomade.org/circuits-of-recomposition-22m/

[6] http://sicobas.org/

[7] http://strugglesinitaly.wordpress.com/2013/03/22/logistics-workers-national-strike/