Tüketici Topluluklarından Gıda Egemenliğine: Tüketim Kooperatiflerinin İmkânı – Umut Kocagöz

FacebookTwitterGoogle+

10408878_455412207953662_7187361373280370078_n

Geçtiğimiz aylarda Müşterekler Siyaseti forum serisinde “Gıda Müşterektir! Topraktan Sofraya Örgütlenelim!” başlıklı forumun da katkısıyla süren tartışmalar, farklı yerellerde ve ölçeklerde tüketici kolektifleri/kooperatifleri olarak meyvelerini veriyor. Sonbahara bu oluşumların heyecanıyla girerken, tartışmaları genişletmek ve deneyimleri paylaşmak amacıyla farklı yazılara yer vereceğiz. İlk olarak, Umut Kocagöz’ün Kadıköy Tüketim Kooperatifi Girişimi ekseninde kaleme aldığı yazıyı paylaşıyoruz.

Kadıköy’de bir tüketim kooperatifi kurmak için yaptığımız çalışmalarda genel olarak tüketim kooperatifleri ile ilgili çeşitli sorular ve yorumlarla karşılaşıyoruz. Bu yazıda bu sorulara bir takım cevaplar geliştirerek tüketim kooperatifi çalışmasının ne anlama geldiğini ifade etmeye ve tartışmaya açmaya çalışacağız.

Öncelikle, Kadıköy Tüketim Kooperatifi Girişimi’nin broşüründe yazıldığı haliyle[1], bu girişim bir “tüketiciler birliği” olmanın dışında, kendisini alternatif bir örgütlenme, bir topluluk olarak ifade etmekte. Bu açıdan, “bir iktisadi, sosyal ve politik model” olarak kooperatif, bireylerin yan yana gelerek oluşturduğu bir toplam olmanın dışında, sosyal, iktisadi ve politik muhtevası “başka türlü” olan canlı bir mekanizmadır.

Böylesi bir “alternatif model”[2] olma çabasında olan kooperatifler çeşitli ilkeler ile çalışıyor: doğal üretim, küçük üretici, karşılıklı katılımcı inisiyatif, aracısız ürün alışverişi bu ilkelerden bazıları. Bu ilkeler farklı kooperatifler tarafından farklı şekillerde ifade edilse de benzer bir derdi taşımaktadır.

Bazı genel soruları veya kuşkuları tartışarak başlayalım. Öncelikle, tüketim kooperatifi farklı aracı kategorileriyle karıştırılıyor. Bunun iki örneği, tartışmamız açısından uygun bir prototip olacaktır. İlki, “tüccar” diyeceğimiz, çiftçinin ürününü ucuza alma gücüne sahip bir sermayesi olan, kır ile kent arasındaki üreticiden-tüketiciye veya üreticiden tüketici için mevcut olan marketler ağına veya fabrika gibi ürün işleme tesislerine ürün tedarik eden aktördür. Tüccarlar, üreticinin ürününü emeği ve hakkı dışında, elindeki sermayesine ve üreticinin de ürününü satma zorunluluğuna dayanarak alır. Çok klasik bir rant ilişkisi burada açığa çıkmaktadır.

İkincisi kategori ise “küçük esnaf” olarak tabir edilen, pazar ilişkileri içerisinde kendi işinin patronluğunu yapan, küçük sermayedardır. Küçük esnaf (konumuz bağlamında, esas olarak “şarküteri”), ürünler için aracılık yapar, sergilenen ürünleri kendi kâr payı ile satarak dükkanını döndürür. Bir mağazası olması hasebiyle farklı tüccarlardan veya doğrudan küçük üreticilerden ve aynı zamanda büyük şirketlerden ürün alır.

Bu iki kategorinin temel gayesi sermayesini büyütmek, devam ettirmek ve kâr elde etmektir. Bu kâr, kişisel fayda amacıyla kullanılır. Bu faydanın içinde yaşamı idame ettirmek ve kişisel harcamalardan yeni yatırımlar için sermaye birikimine kadar çeşitli kullanımlar mevcuttur.

Bunların dışında, yine aynı varlık amacı ile çalışan, ancak sermaye birikimi ve yapısı itibariyle çok daha büyük organizasyonlar olan büyük şirketler vardır. Örneğin, büyük bir şirket çiftçilerin hangi ürünü üretecekleri ve ne kadar üreteceklerine karar vererek hem üretim piyasasını belirler/yönlendirir, hem de reklamlar ve promosyonlar ile tüketim alışkanlıklarını, tüketim ilişkilerini belirler. Bu şirketler aynı zamanda kendi dağıtım ve satış ağları ile alışveriş ve tüketim alışkanlıklarının hangi mekanlarda ve nasıl gerçekleşeceğini belirleme gücüne sahiplerdir.

Bu üç kategori, hem küçük üreticinin hem de kentli tüketicinin ne tüketeceğini ve nasıl tüketeceğini belirleyen pazarın temel dinamikleridir.

Küçük üretici ise, ister bir çeşit birlik altında olsun (kooperatif, sendika, oda) isterse de bağımsız ve tek başına olsun, kendi üretim aracına sahip olan, rant ilişkisi dışında konumlanmış, kendi üretim aracında çoğunlukla kendisi çalışan sosyal kategoriyi ifade eder.

Bu açıdan küçük üretici, kendi üretim araçlarına ve kendi emek güçlerine sahip olmaları bakımından çok klasik anlamda işçiden, tüccardan, toprak ağasından ve şirketten farklıdır. Çiftçiler, patronsuz fabrikalar, kooperatifler, kolektif çalışan atölyeler, butik üreticiler bu kategori içinde düşünülebilir.

Küçük üreticiler, üretim kabiliyetlerini ve güçlerini geliştirmek için farklı üreticilerle işbirliği yapabilir. Hatta çok büyük kooperatifler halinde, kendi çaplarında üretim koşullarını ve ilişkilerini yönetebildikleri mekanizmalar geliştirebilirler.[3] Birçok durumda toplumsal ilişkilerin, pazar ilişkilerinin zoruna ve müdahalesine açık, onun dayatmaları ve koşullarıyla karşı karşıyadırlar. Buna karşın, kendi üretim araçlarına sahip oldukları için kendi dağıtım-tüketim ağlarını oluşturma ve geliştirme olasılıkları vardır. Bu olasılık, bir olanak olarak düşünüldüğünde, üreticiler ile ürünleri kullanacak kişiler arasında kurulacak doğrudan ilişki, başka türlü bir ilişkinin temel zemini olarak düşünülebilir.

Doğrudan küçük üretici ile çalışan bir tüketim kooperatifi, öncelikle, küçük üreticileri destekleme prensibi ile çalışmaktadır. Küçük üreticiyi desteklemek, kendi üretim araçlarına sahip insanların üretim araçlarına sahip olmaya devam edebilme koşullarının desteklenmesi anlamına gelir. İlk bakışta bu “destekleme” faaliyeti bir çeşit “savunma” gibi görünebilir. Kapitalist üretim tarzına dayanan toplumlarda küçük üreticilik sürekli olarak tasfiye olmakta, nüfusun büyük çoğunluğu “işçileşmekte”, kendi emeğinin egemenlik koşulları ortadan kalkmaktadır. Küçük üreticinin yerini alan şirket hegemonyası, yukarıda ifade ettiğimiz şekilde neyin üretileceğini, nasıl üretileceğini ve nasıl tüketileceğini belirlemektedir. Başka bir ifadeyle toplumun şirketleşmesi veya şirket mantığının topluma yayılması, büyük şirketlerin ve şirket zihniyetinin, insanların nasıl yaşanacağını belirlemesi anlamına gelmektedir. Küçük üreticinin “desteklenmesi”, bu bağlamda şirket egemenliğine karşı bir direniş imkanı açmaktadır.

Örneğin gıda alanında, gıdanın şirketleşmesine ve şirket egemenliğine karşı çiftçilerin desteklenmesi, sağlıklı ve ucuz gıdanın üretim koşullarının savunulması anlamına geliyor. Çiftçiler, şirketlerin ve pazarın egemenliği dışında üretim yapabilme imkanına sahip olduğu sürece, bilge köylü tarımını devam ettirebilme, yerli ve ekolojik tohum kullanabilme, toprağın verimi ve ihtiyaçlarına göre üretim yapabilme durumunu devam ettirebilir. Bu durum, çiftçilerin borçlanma ve şirket çıkarları için üretim yapma durumlarına karşı çıkmanın, aynı zamanda da gıda üreticisi olmayan kişilerin sağlıklı ve ucuz gıda ihtiyaçlarını temin etmelerinin bir koşulu olarak düşünülebilir.

Bu bağlamda tüketim kooperatiflerinin bir örgütlenme stratejisi ve deneyimi olarak düşünülme imkanı ortaya çıkıyor.[4] Örneğin, tüketim kooperatifi, esnaf ve tüccardan şu koşullarda ayrılır: İlkin, bireysel kâr amacı gütmez; başta kendi üyeleri olmak üzere bütün toplumun çıkarını gözeten bir örgütlenmeyi teşvik eder. Toplum için alternatif bir tüketim ilişkisi kurmakta öncülük ederek pazarın ve şirketlerin egemenliğine karşı, yukarıda bahsettiğimiz nedenlerden dolayı, üreticinin ve tüketicinin beraberliğini ve çıkarını savunur.

İkinci olarak, tüketim kooperatifi aracılık veya tüccarlık yapmaz. Tüketicilerin ne tüketmek istediğini kendi içinde ve üreticilerle beraber tartışmasına vesile olur. Üretici-tüketici ikiliğine karşı alternatif ve katılımcı mekanizmalar geliştirir.[5] Piyasa ve şirket basıncına karşı üretici-tüketici beraberliğinde başka bir egemenliğin gelişmesine katkı sunar. Tam da bu nedenle, tüketim kooperatifleri ne sadece küçük üreticiyi “destekleyen”, “hayır işleyen” bir kurumdur, ne de tüketicilere “hizmet verme” bilinciyle çalışır.

Tüketim kooperatifi çalışmaları ilk başta bir çeşit “alışveriş topluluğu” görüntüsü verebilir. Fiilen de bu böyledir. Üretici ağları oluşturma, listeler yapma, ağa katılacak tüketici sayısını genişletme, kooperatif fikrini tartışmaya açma ve yaygınlaştırma, kooperatif gönüllü sayısını arttırma ve bunun için de pratik olarak kooperatif çalışmalarının yapıldığı “sipariş paketleri” hazırlama, “tadım etkinlikleri” düzenleme gibi örnekler geliştirilir. Bu tarz bir çalışmanın kooperatif şeklinde örgütlenebilmesi için geniş bir üretici ağı ve ürün yelpazesine, yapısal olarak oturmuş ve iyi çalışan bir organizasyona, güçlü bir tüketici ağına ve bütün bu işleri organize edecek kooperatif gönüllülerine ihtiyaç vardır. “Tüketici” pozisyonunu değiştiren bu deneyim, “yarı-üretici” olma pozisyonun oluşması sürecini ifade eder.

Üçüncü ve bir açıdan asıl önemli husus, kooperatif gönüllülerinin bir ticari işletmedeki gibi “çalışan” olmama pozisyonudur. Tüketim kooperatifine herkes katılabilir, herkes gönüllü olabilir. Bunun nedeni, bu kooperatif fikrinin toplumdaki örneğin gıda ihtiyacı olan herkesi yatay olarak kesmesi ve bu açıdan herkesin bu konuda karar verme hakkının olmasıdır. Bu hakkın kendisi, farklı ihtiyaçlar, amaçlar, zevkler veya güçleri kapsayan grupların birbirini dışlamasını değil, birbirleri arasındaki mevcut ama gizli çatışmanın açığa çıkmasını ifade eder. Bir ürünün nereden alınacağı ve neden o ürünün alınacağı sorusu basit bir tartışma denkleminden çıkarak pedagojik bir sürece mahal verir. Çünkü hangi ürünün alınacağı, bu ürünün hangi üreticiden alınacağı, toplumun bütün sorunlarını içinde barındıran, toplumun yeniden üretiminin nasıl olacağı konusunda karar vermeyi zorlayan, doğrudan politik bir meseledir.

Bu politik nitelik, tüketim kooperatifini, tüketicilerin bir araya geldiği ve gönüllü hizmet sunduğu bir topluluk olmaktan çıkarır. Ürünler üzerine yapılan politik tartışmanın kendisi, üretici ve örgütlü tüketiciler arasındaki karşılıklı inisiyatifi geliştirirken, tüketim kooperatifi çalışmalarına katılan herkesin alınan kararlara katılmasını, oluşacak toplumsal faydanın nasıl yönetileceğini belirlemesini mümkün kılar. Bu, başta gıda olmak üzere toplumsal yaşantıda egemenliğin tesis edilmesinin temel adımı olarak düşünülebilir. Bu açıdan tüketim kooperatifi örgütlenmesi, toplumun kuruluşuna aktif katılım göstermek işlevini görür. Başta kooperatif üyeleri ve dostları olmak üzere, kooperatifin kapsama alanı[6] içerisindeki herkesin çıkarlarının savunulması ve örgütlenmesi anlamına gelir. Tüketim kooperatifleri, nihai olarak kâr amacı gütmez; ancak bir sivil toplum kuruluşu değildir. Kendi katılımcılarının özgücüne dayanan, toplumsal faydayı ve kendini sürdürmeyi hedefleyen bir sosyal örgütlenmedir. Bu açıdan, ortaya bir “artı-değer” çıktığı anda bu değerin kendisi açık ve şeffaf biçimde, toplumsal fayda için kolektifleştirilir.

Bu bağlamda tüketim kooperatifleri, küçük tüketici grupları olarak başlayıp da gıda egemenliği ve toplumsal egemenlik mücadelesinin bir aktörüne dönüşebilecek, kır-kent emek hareketinin ve toplumun kurucu öznelerinden biri olabilecek bir imkan barındırmaktadır. Farklı çalışma alanlarında, pratik ve kitlesel bir çalışma imkanı sunan kooperatifler, birbirleriyle dayanışma içinde[7], başka türlü bir toplumun kuruluşu için önemli bir sosyal imkan olarak düşünülebilir.


 

[1] Bu broşür için bknz: https://www.facebook.com/KadikoyKoop

[2] Bkz. Pınar Ertör Akyazı, “Bir alternatif iktisadi model olarak BÜKOOPhttp://www.bukoop.org/?p=976

[3] Bkz. “Katalunya’da Kooperatifçilik” https://www.youtube.com/watch?v=9RBzTsCuJSU

[4] Bkz. Umut Kocagöz, “Kooperatif Fikrini Strateji Bağlamında Düşünebilir miyiz?http://mustereklerimiz.org/kooperatif-fikrini-strateji-baglaminda-dusunebilir-miyiz/

[5] Bkz. Abdullah Aysu, “BÜKOOP Bir Heyecandır”, http://www.bukoop.org/?p=58

 

[6] Kapsama alanı ifadesi için bknz: “Politik bir İmkan Olarak Forumhttps://gayriresmibogazici.wordpress.com/2013/12/16/politik-bir-imkan-olarak-forum/

[7]Bkz. Onur Erem, “Teoriyi Pratiğe Çevirmek: Kooperatifleşmehttp://www.birgun.net/haber-detay/teoriyi-pratige-cevirmek-kooperatiflesme-81189.html ve Umut Kocagöz, “Direnişi Kooperatifte Dokumakhttp://bianet.org/biamag/yasam/151522-direnisi-kooperatifte-dokumak