Üniversite Forumları Geri Çekilirken: Neydi, Ne Yapmalı? – Bir Tartışma Daveti

FacebookTwitterGoogle+

ilk-forum

Gezi İsyanı sonrasında müşterek bir tartışma zemini olan forumlar parklara, mahallelere, plazalara taşarken, üniversitelerde de hem üniversiter alanın sorunlarını tartışmaya açan, hem de daha genel anlamda bu topraklardaki gündemlere dair söz üreten forumlar ortaya çıkmıştı. Bugün, bu forumların başlangıcından beri yaklaşık üç üniversite dönemini geride bıraktık. Aradan geçen süreç zarfında, üniversite forumlarının “geri çekildiği” bir ahvalin açığa çıkması, yaşanan deneyim üzerine kafa yormayı, kazanımları ve kayıpları değerlendirmeyi bir gereksinim olarak karşımıza çıkarıyor. Forumlar neydi, ne yapabildi, neyi yapamadı, neden sönümlendi, nasıl sürdürülebilir? Aşağıdaki yazı ile birlikte, üniversite forumlarına dair bir tartışmayı başlatırken, tüm üniversite bileşenlerini kendi deneyimlerini kaleme almaya ve düşünme sürecini müşterekleştirmeye davet ediyoruz.

Umut Kocagöz

Vakıf Üniversiteleri İletişim ve Dayanışma Ağı’nın (VİDA) ortaya çıkışında ve çalışma tarzında temel aldığı parametre olarak üniversite forumları bugün önemli bir geri çekilme yaşıyor. Gezi ile beraber büyük bir toplumsal özne beliriyor, kitlesel ve militan bir mücadele geliştiriyor; hatta bununla sınırlı kalmıyor, kendini inşa edebileceği çeşitli formlar üretiyor veya bu formların araştırmasına girişiyor (mahalle, plaza ve üniversite forumları) ve sonra çeşitli nedenlerle “geri çekiliyor”. Forumlarda beliren imkanı tartışmak, “neyi yaptık, neyi yapamadık” diye bir bakiye tutmak, bugünün üniversite mücadelesine dair çıkmazları görmek ve örgütlemek için önemli.

Forum denilen şeyin ne olduğunu [yani bir siyaset biçimi olarak forum formunun ne olduğunu], nasıl bir perspektifle düşünülebileceğini konuşmak, düşünmek, forumlarda neye “sahip çıkabileceğimizi” düşünmek açısından, tespit etmek açısından önemli. Bizim açımızdan forumlar bir imkana işaret ediyordu. Ancak elbette ortaya çıkan forumların belirli bir homojenlik gösterdiği söylenemez. Biz, üniversite forumları üzerinden bu imkana işaret etmeye çalışacağız.

Forumların İmkanı

Üniversite forumları, sahipsiz inisiyatifler olarak ortaya çıktı, siyasetin herkesin katılımına açık bir formu olarak belirdi. Burada siyasetin belirlenişine dair karar mekanizması, eskiden olduğu gibi “solcu” öğrencilerde değildi. Yani forumlar, “solcu” öğrencilerin kendilerinin kurdukları ve sahibi oldukları, kendilerini ifade ettikleri bir platform değildi. Bunun dışında, forumlar üniversite yönetiminin belirlediği siyasal alanın ve araçların da dışındadır. Üniversite yönetimlerinin forumları bizzat tanıdığı yerler de oldu. Bazı üniversitelerde üniversite yönetiminin de içinde bulunan hocalardan en muhalif öğrencilere kadar geniş bir yelpazeden katılımcılar “üniversite” üzerine düşünme, beraber karar mekanizması geliştirme imkanı buldular. Bazı üniversitelerde ise çoklukla “muhalif” olarak nitelenen üniversite mensupları, eskisinden farklı olarak [yani kendilerine ait olan platform tipi örgütlenmelerden farklı olarak] herkesin katılımını mümkün kılan bir formda yan yana geldiler.

Bu heterojen yapı esasında bir üniversite anonimliğini yansıtabiliyordu. Farklı düşüncelerden, inançlardan, politik eğilimlerden vs. üniversite mensupları yan yana gelirken, bu farklılıklar politikanın temel gündemi olarak ifade edilmiyordu. Bizzat bu farklılığın konuşulabilir ve çatışabilir olduğu bir zemin olduğu dahi söylenebilir. Bu açıdan üniversite forumlarının mümkün kıldığı siyaset zeminini kavramak, forum tarzından çıkarabileceğimiz ilk ders olabilir. Forum tarzının mümkün kıldığı zemin, üniversitedir. Üniversite, eşitsizlikler ve ilişkiler ağı olarak, bir iktidar alanıdır. Forumlar, bu iktidar alanını bir mücadele alanı olarak tanıyıp onu siyasetin temel konusu haline getirmiştir.

Tabi buradan şunu anlamamak gerekiyor: üniversite forumları yalnızca üniversite ile ilgili meselelerle ilgilenir. Bu bakış açısı forumları bir çeşit “yerelci”, “ekonomik sorunlarla ilgilenen” vb. bir yapı olarak görür, yahut forumlara sanki onlar böyleymiş gibi bunu dayatır. Bunun temel nedeni, ekonomik-yerel olanın dışında bir siyasal alan tahayyül edilmesi, siyasetin böyle bir alanının olduğunun tasarlanması; bu alanın “öznesi”nin de “başka” olduğu tespitinin yapılmasıdır. Yani aslında forumlara “siyaset” yakıştırılmaz. Halbuki forum tam da siyasetin bu biçimde kavranılmasına yapılan bir müdahaledir. Forum, üniversite’ye biçilen “siyasal alan dışı olmak” veya üniversitenin dinamikleri üzerinden verilen üniversiter alan mücadelesini “akademik/demokratik/ekonomik” kavramları üzerinden politikadan ayıran yaklaşıma müdahale ederek, üniversiteyi bir politik birim olarak tanımış, bunun imkanını işaretlemiştir. Politik birim olarak üniversite, bir örgüttür, ama bildiğimiz anlamda, fikir birlikleri veya ilkeler üzerinden kurulan bir örgüt değil. Eşitsizlik ilişkileri, çalışma ve üretim ilişkileri, hayat, mekan ve dayanışma ağları üzerinden kurulan, canlı bir örgütlenme…

Forumlar üniversiteyi bir “örgüt” olarak kurabilmesi dolayısıyla toplumla da eşit bir ilişki kurabilmenin imkanını kazanmıştır. Bir üniversite, Berkin Elvan’ın kaybı ile de, Soma katliamı ile de muhataptır; ancak onun ne “kurtarıcısı” ne de “akıl hocası” olarak. Bu muhataplığı “vicdan” veya “aydın sorumluluğu” üzerinden de düşünemeyiz. Üniversite’nin kendisi, Berkin Elvan’ı öldüren iktidar ilişkileri ile hesaplaşmak zorundadır. Üniversite’nin kendisi Soma katliamına yol açan taşeron sistemi, güvencesiz çalışma rejimi, emeğin disipline edilme biçimleri ve iktidar teknikleriyle de bizzat hesaplaşmak zorundadır. Çünkü bütün bunlar [ve elbette daha fazlası] üniversitenin “dışında” gerçekleşen şeyler değil, bizzat üniversitenin içinde üretilen iktidar ilişkileridir. Üniversite, kendisini bunun için bir örgüt olarak örgütlemek ve bunlarla hesaplaşmak; bu hesaplaşma ile birlikte kendi çıkarını [yani toplumda bir kısmi çıkar olarak üniversitenin çıkarını] toplumun diğer parçaları ile ilişkilendirmek zorundadır.

[Örneğin bir üniversitenin taşeron çalışma sistemiyle hesaplaşması ve hesaplaşma araçları geliştirmesi, toplumun diğer birimlerinde kullanılabilecek bir deneyimi ve benzer araçlara dair bir öneriyi dile getirir]

Böylece, üniversitenin-dışı ile “içi” arasındaki ayrımı başka bir tarzda ele almayı önermiş oluruz. Forumlar, bu başka türlü ele almayı da mümkün kılmıştı. Bu yüzden Berkin Elvan’ın öldüğü gün yapılan eylemlerde de, Soma katliamının ertesi günü yapılan eylemlerde de üniversite forumlarının önemli bir gücü, görünürlüğü ve etkisi vardır.

Üniversite forumları böylece bir yandan toplumla ilişki kurmaya dair bir imkan, bir yandan da üniversitenin kendisinin örgütlenmesine dair bir imkanı ifade etmiştir. Üniversitenin örgütlenmesi, üniversiteyi yönetmek konusunda bir imkana da dönüşebilirdi. Üniversitenin bizzat üniversite bileşenleri tarafından ve toplumsal genel çıkara bağlanan kendi kısmi çıkarı üzerinden yönetilmesi, üniversitenin özgürlüğü açısından çok önemli bir gelişme olabilirdi. Bu imkan her daim saklıdır.

Forumlar ne olacak?

Bu yazıyı yazmamızın asıl nedenine gelecek olursak, temel olgular ve sorumuz şöyle ifade edilebilir: Bugün forumlarda gördüğümüz “geri çekilme” eğilimi; forumların “bir grubun inisiyatifinde olan örgütlere dönme” durumu; bazı üniversitelerde forumların bitmesi; forumların bazı yerlerde hiç yayılamaması veya üniversiteyi örgütlemeye yönelik siyaset geliştirememesi; bazı yerlerde “eski siyasi alışkanlıkların” devreye girmesi veya bu alışkanlıklara ihtiyaç duyulması veya forumların bir çeşit örgütler-arası platforma çevrilmesi… vb. durumları ortaya çıkaran moment, eğer sadece genel olarak Gezi’nin geri çekilmesi olarak düşünülmeyecek ise, burada bazı öznel ve genel arızaları, eksiklikleri tespit etmek mümkün olabilir mi?

Örneğin, forumlar neden daha da “tabana” yayıl(a)madı, üniversitenin kendi dinamiklerinden besleneceği ağları, birimleri örgütleyemedi? Burada yapılan hatalar veya eksiklikler nelerdi? Örneğin, forumlardan ilham alarak neden bölüm ve fakülte toplantıları yapılamadı? Burada, üniversite yönetimine doğrudan müdahale edebilecek katılımcı mekanizmalar neden kurulamadı?

Forumların başka sorunlarından biri de süreklilik meselesi olarak düşünülebilir. Forum formunu sürekli kılacak temel şey, her hafta forumların toplanması olarak düşünülebilir mi? Bir açıdan evet, ancak bir açıdan da hayır. Her hafta düzenli toplanmanın bir süre sonra bu toplanmanın kendisini bir mecburiyet hissiyle karşılamaya kadar götürdüğü söylenebilir. Forumlardaki temel süreksizlik çizgisi de buradan takip edilebilir. Bu durum bir süre sonra “forumlara inanan” veya “forumları bilinçle kavrayan” bir grup öğrenci dışında kimseyi ortalıkta bırakmamıştır. Bu öğrenciler de inanç ve sebat durumlarına göre forum tarzını sürdürmüş veya onu terk etmiştir.

Bu ve benzeri başka sorular elbette ki tespit edilebilir. Bizim kuşağın şimdiye kadar yaşadığı en büyük ve en radikal deneyimlerden biri olan Gezi’yi ve forumları konuşmayı, hem bundan sonraki mücadele hattına katkı sunmak, hem üniversite örgütlenmesine katkı sunmak için, bir deneyim birikimi, aktarımı ve tartışma imkanı olarak görebiliriz. Elbette mevcut haliyle forumların fetişleştirilmesi değil, forumların göz kırptığı imkanın nasıl açıldığını, mümkün hale geldiğini; bu imkanın hangi ihtiyaç ve zorunluluk temellerinde örgütlendiğini ve geri çekildiğini; yani özetle, Gezi ile beraber forum olarak karşımıza çıkan, bizim bu yazıda forum formu olarak konuştuğumuz ve tarihin başka momentlerinde başka isimlerle karşımıza çıkacak bu şeyi konuşmamız en temel gayemiz olabilir.

Tekil üniversite forumları deneyimlerine, genel olarak forum formunun nasıl alımlandığına ve tartışılabileceğine ilişkin böylesi yazılar bu tartışmaya katkı sunmak için bir başlangıç olabilir.