‘Dünyada Mekan’ Talebinin Maddi Temelleri Üzerinden Müşterek Alanın Tarifi

FacebookTwitterGoogle+

Müştereklerimiz çağrısıyla çeşitli grup ve bireylerin düzenlediği Müşterekler Siyaseti forumları devam ediyor. “Beyaz Yakalılar DÜNYADA MEKAN Arıyor” başlıklı forumun ikinci ayağı “Nasıl Bir Mekan?” gündemiyle 28 Şubat Cumartesi 14:00’da İTÜ Taşkışla Kampüsü’nde gerçekleşecek. Forum öncesinde, Umud Dalgıç’ın ilk forumda yaptığı sunumu yayınlıyoruz.

Müşterekler Siyaseti forum serisinin ‘Beraber Kuruyoruz: Ortaklaşan Toplumsal Hareketler’ başlıklı ilk forumu sırasında en sık dile getirilen sorun, öznelerin yan yana gelebileceği alanların daralmasıydı. İş yerinde, kamusal alanda, şehirde, üniversitede yan yana gelebileceğimiz, sosyalleşebileceğimiz mekanların ortadan kalkması, dolayısıyla mücadeleyi inşa edecek bireylerin temas olanaklarının azalmış olması forumun en belirgin sonuçlarından biriydi.

Buna ek olarak; farklı mücadeleler arasındaki ağı güçlendirecek iletişim zeminlerinin kurulmasına yönelik bir ihtiyaç dile getirildi. Bu bağlamda tartışmalar esnasında ortak platformlarının, forumların, dirsek temasında bulunan gruplar arasında iletişimi arttırmak amacıyla kullanılmasına yönelik öneriler şekillenmeye başladı.

Forumlar serisinin bundan sonraki buluşmaları da işte bu tartışmaları daha somut ve gerçekçi öneriler temeline oturtmayı hedefledi.

Bizi bu konuya yönelten faktörlerden en önemlisi, mücadelelerimizde yan yana geldiğimiz insanların emek süreçleriyle ilişkisinin, dolayısıyla bu süreçlerin yarattığı yıkıcı etkilerin benzer olduğuna dair gözlemimizdi. Üretim sürecine beyaz yakalı veya freelance işçi olarak katılanların tümünün tecrübe ve ihtiyaçları aynı olmasa da bireyselleşen ve yalnızlaştırılan öznenin direniş imkanlarını kolektifleştirmek ve güçlendirmek için bir yerden başlamak gerekiyor.

Bu da ancak bazı temel ortaklıkların tespitiyle mümkün olacak. Basit bir örnek verecek olursak; günümüz çalışma koşulları beyaz yakalıları da freelance çalışanları da fiziksel bir takım sınırlara hapsediyor. Gittikçe daralan ve bunaltan fiziksel sınırlar bunlar. Beyaz yakalı işçiler olarak ofis mekanı, olağanüstü sıkı çalışma koşulları, kariyer baskısı, rekabet ve sistematik mobbing gibi faktörler sonucu bir dizi meslek hastalığına maruz kalıyor veya psikolojik bozukluklar deneyimliyoruz. Aynı şekilde freelance çalışanlar olarak eve hapsolma, sosyallikten kopma, ekonomik belirsizlik, güvencesizlik, işverenle gergin ilişkiler gibi nedenlerle yine benzer psikolojik ve fiziksel sıkıntılar yaşıyoruz.

Tüm bunlar kapitalizmin iş mekanının fiziksel sınırlarını zorlamasının bir sonucu olarak çıkıyor karşımıza. Mevcut üretim biçimi iş yerini mekansal anlamda parçalayıp yeniden örgütleyerek; yapay, sağlıksız, yorucu, yabancılaştırıcı plaza mekanları, ofisler, ’cubical’lar dayatıyor. Öte yandan dışarıdan sevimli gözükse de oldukça yalnızlaştırıcı, depresif sonuçları olan evden çalışma; son dakika talepleri, gecenin gündüzün birbirine girmesi ve daha nice sorunu beraberinde getiriyor. Geleneksel iş mekanının parçalanması ve yeniden kurgulanmasını, kolektif süreçler, sosyallikler, iletişim ve dayanışma gereksinimlerinin kontrol altına alınıp, manipüle edilişini deneyimliyoruz.

Çalışma mekanlarına ve işin niteliğine göre farklılıkları varmış gibi görünen emek süreçleri ve deneyimleri yoğun bir geçişlilik barındırıyor. Birkaç yıl güvenceli gibi görünen beyaz yaka işlerde çalıştıktan sonra bir anda kendimizi işsiz veya freelance çalışan emekçiler olarak bulabiliyoruz. Bazen tercih ettiğimiz için bir süre freelance çalışarak hayatımızı kazanıyoruz ama sağlık sorunları ve güvencesizlik baskısıyla nispeten daha istikrarlı beyaz yaka işlere başvurmak orta vadede kaçınılmaz hale geliyor. Beyaz yakalı olanlarımız arasında ömrü boyunca güvenceli bir şekilde, emekliliğe kadar aynı işte çalışacağını hayal eden, ev sahibi olup, borç batağından çıkacağını düşünenlerin sayısı yok denecek kadar az.

Bu ortaklık örneğini derinleştirecek olursak üniversite alanıyla da bir köprü kurmak zor değil. Henüz eğitim aşamasında bu karanlık gelecek algısı ve tecrübeler dolayısıyla kaygı yaşamaya başlıyor, emek sürecinin yıkıcı koşullarını erkenden deneyimliyoruz. Üniversite piyasa işbirliği çoğumuzu üniversite eğitimi sırasında staj yapmak zorunda bırakıyor. Özelleşen üniversite sistemi öğrencileri henüz okurken çalışma hayatına itiyor.

Bu zamanı, mekanı ve sosyal ilişkileri parçalayan saldırıyı göğüslemek için ilk adımları atmaya artık başlamalıyız. Müşterekler Siyaseti Forum serisi de tam da bu gerekliliğin bir sonucu olarak hayat buldu. Forumlardan çıkan ortak irade ‘Dünyada Mekan’ talebini ortaya çıkardı. Çünkü eğer biz mekanlarımızı inşa etmeye hemen başlamazsak, kapitalizm yine en iyi yaptığı şeyi yapacak ve kendi sorunlarına piyasa koşulları çerçevesinde çözümler üretecek. Bunu yapmaya çoktan başladı bile; freelance çalışanlara kısa süreli ofis mekanı kiralayan, sosyal çalışma alanlarını metalaştırıcı pratiklerin sayısı ve çeşitleri her geçen gün artıyor.

İş mekanının kendisini piyasa ilişkileri içine çeken pratiklere karşı alternatif mekanları üretme gerekliliğiyle bugün, somut bir dayanışma mekanı, dört duvarı olan bir yeri tartışıyoruz. Çeşitli grupların toplantılarını yapabildiği, birbiriyle ilişkiye geçebildiği, boş zamanlarını da geçirdiği ama kolektif üretimin imkanlarını arayan bir mekan. Fakat, dayanışma mekanları, somut mekanın ötesine geçen çok daha geniş bir perspektifi de ima ediyor. ‘Dayanışma,’ mekanın sınırlılıklarını da aşarak bir hemzemine dönüşüyor çoğu durumda. Dayanışmayı mücadeleye evriltmenin yol ve yöntemlerini araştırıyor. Gezi’den bu yana örneklerine daha sık şahit olmaya başladığımız radyo, alternatif futbol ligi, mahalle forumları ve işgal evleri bu dayanışma alanlarının iyi birer örneği.

Dolasıyla ‘Dünyada Mekan’ dediğimizde aslında sosyalleşmeyi yeniden inşa edecek ama onun ötesine geçerek özneyi siyasallaştıran, dayanışmayı artıran bir müşterek alanı tarif ediyoruz. Bu da emek süreçlerinde temellenen sosyal yıkımın sonucunda, apolitikleşen, tedirgin olan, güçsüz hisseden kesimlerin bir siyasi özne olarak yeniden inşasını sağlayabilecek bir mekan sorunsalını çıkarıyor karşımıza.

Halihazırda somut anlamıyla dayanışma mekanı olan sendikalar, meslek örgütleri, çeşitli sektör birlikleri yanı sıra Plaza Eylem Platformu, Kaç Bize Gel, Freelance Mağdurları, Yayınevi Emekçileri, Çevirmenler Birliği bahsettiğimiz alandaki sorunlara dair örgütlenme ihtiyacına üretilmiş birer cevap olarak ortaya çıkıyor.

Bizim anladığımız şekliyle dayanışma mekanı bunlara rağmen ya da bunlardan daha önemli olan, önceliği olan mekanlar değil. Aksine diğer mekan ve pratiklerle paralel, onları güçlendirmeye yarayacak şekilde örgütleyebileceğimiz bir müşterek alan olma özelliği taşıyor.

Günün sonunda hep beraber inşa edeceğimiz müşterek dayanışma alanı, bu çevre ve örgütlerin de ortak ihtiyaçlarını, emek süreçlerindeki deneyim ve mücadelelerini birbiriyle ilişkiye sokan bir pratik ortaya çıkaracaktır. Ve belki uzun vadede benzer deneyimlerin geçişliliğinin farkına varan, bu deneyimlerin yarattığı güvencesizliğe karşı bir dayanışma bariyeri kurabilen somut bir mekan olacaktır.